Yazar

Ankara’da bir zirve sona erdi; fakat Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev’in ortaya koyduğu teklif, Moskova’da yeni bir jeopolitik tartışmanın kapısını araladı. Türk Devletleri Teşkilatı’nın (TDT) 30 Ekim 2026 tarihinde gerçekleştirilen 13. Ankara Zirvesi’nde Rusya’nın teşkilatla kurumsal ilişki geliştirmesine yönelik öneri, Rus basınında geniş biçimde haberleştirildi. Ancak gelişmenin Rusya’da nasıl karşılandığı sorusuna tek kelimeyle cevap vermek mümkün değildir. Kremlin’in yaklaşımı olumlu ve diplomatik bakımdan ihtiyatlı görünürken Rus basınındaki uzman değerlendirmeleri, Türk dünyasındaki kurumsal bütünleşmenin Moskova’nın bölgesel menfaatleri üzerindeki etkilerini yeniden tartışmaya açtı. Bazı yorumcular Rusya’nın TDT ile yakınlaşmasını tarihî ve stratejik bir fırsat olarak değerlendirirken diğerleri teşkilatı Türkiye’nin bölgesel nüfuzunu genişleten bir mekanizma olarak tanımladı. Böylece Tokayev’in teklifi, Rusya’nın Türk dünyasına yaklaşımında uzun süredir varlığını sürdüren iki farklı eğilimi yeniden görünür hâle getirdi: Türk devletleriyle kurumsal ilişkiler geliştirme isteği ve bu iş birliğinin Moskova’nın geleneksel etki alanını nasıl değiştireceğine ilişkin kaygılar.

Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev, Ankara Zirvesi’nde Rusya’nın TDT+ formatına katılması yahut teşkilatın faaliyetlerinde gözlemci statüsüyle yer almasının değerlendirilmesini önerdi. Kazakistan Cumhurbaşkanlığının resmî internet sitesi Akorda tarafından 30 Ekim’de yayımlanan konuşma metninde Tokayev, Rusya’nın Türk halklarıyla yüzyıllara dayanan münasebetlerine, ülke sınırları içerisinde yaşayan Türk topluluklarına ve Moskova’nın desteklediği Altay merkezli kültürel çalışmalara dikkat çekti. Teklifin diplomatik açıdan önemli tarafı, Rusya’nın doğrudan tam üyeliğinin değil, farklı kurumsal katılım biçimlerinin gündeme getirilmesiydi. Bu ayrım, Rus basınında kullanılan bazı haber başlıklarıyla önerinin gerçek kapsamı arasındaki farklılığı da ortaya koydu. Zira tam üyelik, gözlemcilik ve TDT+ çerçevesinde kurulacak ortaklık, teşkilatın karar alma mekanizmaları bakımından farklı sonuçlar doğurmaktadır. (Akorda, 30 Ekim 2026)

Rus haber ajanslarından TASS, gelişmeyi 30 Ekim tarihinde “Tokayev, Rusya’nın Türk Devletleri Teşkilatı’na katılımının sağlanmasını önerdi” başlığıyla duyurdu. Haberde Kazakistan Cumhurbaşkanı’nın Rusya’nın teşkilatın uluslararası itibarını güçlendirebileceği yönündeki değerlendirmeleri aktarıldı. Interfax haber ajansı ise aynı gün “Tokayev, Rusya’nın Türk Devletleri Teşkilatı’na dâhil edilmesini önerdi” başlığını kullandı. RTVI televizyonunun haber portalı da Tokayev’in teklifini karşılıklı fayda söylemi üzerinden kamuoyuna taşıdı. Söz konusu yayınlarda açık bir reddiye veya sert eleştiri bulunmamaktadır. Ancak haberlerin Tokayev’in açıklamalarını doğrudan aktarması, ilgili kuruluşların teklifi kurumsal olarak desteklediği anlamına da gelmemektedir. İlk haber akışının temel özelliği, siyasi bir değerlendirmeden ziyade tarafsız haber aktarımıdır. Bununla birlikte Rusya’nın Türk Devletleri Teşkilatı içerisinde muhtemel bir statü edinmesinin önemli haber kuruluşlarında yer bulması, konunun Moskova açısından dikkate değer bir diplomatik gelişme olarak görüldüğünü göstermektedir. (TASS, 30 Ekim 2026;Interfax, 30 Ekim 2026;RTVI, 30 Ekim 2026)

Rusya’nın resmî yaklaşımı bakımından belirleyici açıklama 2 Kasım’da Kremlin’den geldi. Vedomosti gazetesinin sorularını cevaplandıran Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, Rusya’nın Türk Devletleri Teşkilatı’nın çalışmalarına katılmasını doğal ve makul bir ihtimal olarak değerlendirdi. Peskov, Rusya sınırları içerisinde Türk kökenli halkların yaşadığı çok sayıda bölge bulunduğunu hatırlatarak böyle bir iş birliğinin tarihî ve toplumsal gerekçelere sahip olduğunu ifade etti. Bununla birlikte Rusya’ya henüz resmî bir davet ulaşmadığını belirtti. Vedomosti’nin 2 Kasım tarihli haberinde yer alan açıklama, Moskova’nın Tokayev’in önerisini reddetmediğini, aksine diplomatik temaslarda değerlendirilebilecek bir ihtimal olarak gördüğünü ortaya koydu. Kremlin’in tutumu, mevcut bilgiler ışığında koşullu olumlu yaklaşım şeklinde tanımlanabilir. Rusya, teşkilatla ilişki geliştirme fikrine açıktır; fakat bu açıklama henüz resmî bir başvuru, kabul veya üyelik müzakeresi anlamına gelmemektedir. (Vedomosti, 2 Kasım 2026)

Kremlin’in açıklamasında dikkat çekici olan başka bir husus, Rusya’nın muhtemel katılımının federal devletin bütünü adına gerçekleşmesi gerektiğinin belirtilmesiydi. Rusya Federasyonu içerisinde Tatarlar, Başkurtlar, Çuvaşlar, Saha Türkleri, Tuvalar ve başka Türk toplulukları yaşamaktadır. Bu halkların Türk dünyasıyla tarihî, dilsel ve kültürel yakınlığı, devletlerarası münasebetlerin ötesinde bir toplumsal ilişki alanı oluşturmaktadır. Ne var ki Peskov’un açıklaması, Moskova’nın söz konusu ilişkinin bağımsız bölgesel aktörler aracılığıyla değil, merkezî devletin dış politika yetkisi çerçevesinde yürütülmesini tercih ettiğini göstermektedir. Bu yaklaşım, Rusya’nın federal devlet yapısının korunması ve uluslararası temsilin merkezî otoritede toplanması bakımından anlaşılabilir olmakla birlikte TDT’nin kültürel ve kurumsal faaliyetleri açısından ayrıca değerlendirilmesi gereken bir husustur. Moskova’nın olumlu yaklaşımının sınırlarını belirleyen temel unsurlardan biri de budur.

Vedomosti gazetesinde Nurlan Gasımov imzasıyla 3 Kasım 2026 tarihinde yayımlanan “Rusya Türk Devletleri Teşkilatı’na Katılabilir” başlıklı haber, konunun Rusya’nın siyasi gündemindeki yerini koruduğunu gösterdi. Kremlin’in olumlu ve ihtiyatlı yaklaşımı yeniden öne çıkarıldı. Burada haberin başlığı ile Moskova’nın kesin siyasi iradesi arasında ayrım yapılmalıdır. Rusya’nın teşkilata katılabileceği ihtimalinin gündeme taşınması, Rus devletinin böyle bir karar aldığı anlamına gelmemektedir. Bununla birlikte Vedomosti gibi Rusya’nın siyasi ve ekonomik çevrelerinde takip edilen bir gazetenin konuya yer vermesi, teklifin diplomatik düzeyde ciddiye alındığını göstermektedir. Bu bakımdan Vedomosti’nin yaklaşımı, açık bir siyasi destek beyanından çok, Kremlin’in katılım ihtimaline verdiği olumlu fakat kayıtlı cevabın haberleştirilmesi niteliğindedir. (Vedomosti, 3 Kasım 2026)

Rus basınında Tokayev’in teklifine ilişkin en dikkat çekici değerlendirmelerden biri, 30 Ekim’de Znak haber platformunda yayımlandı. “Tokayev Rusya’yı Türk Devletleri Teşkilatı’na davet etti. Bu nasıl bir birlik ve Moskova burada nasıl bir yer edinebilir?” başlıklı analizde, öneri yalnızca diplomatik bir açılım olarak ele alınmadı. TDT’nin kuruluş süreci, Türkiye’nin teşkilat içerisindeki rolü, Türk devletleri arasında geliştirilen ortak alfabe çalışmaları, Orta Koridor, savunma sanayisi ve güvenlik iş birliği gibi konular da tartışmaya dâhil edildi. Znak, Rusya’nın TDT’ye katılımının Türkiye’nin teşkilat içerisindeki ağırlığını değiştirebileceği ihtimali üzerinde durdu. Gazetenin değerlendirmesi, Rusya açısından asıl meselenin yalnızca teşkilata katılım değil, Türk dünyasında gelişen yeni kurumsal yapının gelecekteki güç dengelerini nasıl etkileyeceği olduğunu düşündürmektedir. (Znak, 30 Ekim 2026)

Znak’ın analizinde Türkiye’nin rolüne ilişkin kullanılan yaklaşım özellikle önemlidir. Gazete, TDT’yi Ankara’nın Orta Asya ve Güney Kafkasya’daki etkisini artıran başlıca araçlardan biri olarak değerlendirmekte ve Rusya’nın katılımının Türkiye’nin teşkilat içerisindeki konumunu etkileyebileceğini ileri sürmektedir. Bu yorum, Moskova’nın bölgesel menfaatleri açısından anlaşılabilir bir jeopolitik okuma sunmakla birlikte TDT’nin kurumsal karakterini bütünüyle açıklamakta yetersiz kalmaktadır. Türk Devletleri Teşkilatı, Türkiye’nin tek taraflı dış politika aracı değil; bağımsız Türk devletlerinin egemen iradeleriyle oluşturduğu uluslararası bir kuruluştur. Teşkilat içerisindeki üyelerin farklı ekonomik ve siyasi menfaatleri bulunmakta, karar alma süreçleri devletlerarası müzakere temelinde şekillenmektedir. Dolayısıyla Rusya’nın muhtemel katılımını yalnızca Türkiye’nin etkisini sınırlayacak bir karşı ağırlık oluşturma girişimi olarak değerlendirmek, üye devletlerin bağımsız siyasi tercihlerini ikinci plana itme tehlikesi taşımaktadır.

Rus basınındaki daha eleştirel yaklaşımın belirgin örneklerinden biri ise VFokuse Mail haber platformunda yayımlanan siyaset bilimci Nikita Mendkoviç ile yapılan mülakattır. “Tokayev Rusya’nın TDT’ye katılmasını neden önerdi ve Türkiye buna neden razı olmayacak?” sorusu etrafında şekillenen değerlendirmede Mendkoviç, Kazakistan Cumhurbaşkanı’nın girişimini Moskova ile ilişkilerde yumuşama arayışı olarak yorumladı. Rus siyaset bilimci, Türkiye’nin Türk devletleriyle askerî ve siyasi ilişkilerini geliştirmesine karşı Moskova’da duyulan rahatsızlığı gündeme getirerek Astana’nın Rusya’ya yönelik açılımının bu kaygıları azaltmayı amaçlayabileceğini ileri sürdü. Mendkoviç’in açıklamalarındaki temel yaklaşım, TDT’nin bağımsız bir bölgesel iş birliği yapısı olarak gelişmesinden ziyade Türkiye’nin nüfuz alanını genişleten bir mekanizma olarak değerlendirilmesidir. Bu yorum, Rusya’daki bazı uzman çevrelerinde Türk devletleri arasındaki kurumsal bütünleşmenin hâlen jeopolitik rekabet çerçevesinde algılandığını göstermesi bakımından önemlidir. (VFokuse Mail, Mendkoviç mülakatı)

Mendkoviç’in mülakatındaki en dikkat çekici iddia, TDT’nin Türkiye ve Britanya’nın bölgesel nüfuzunu genişleten bir proje olduğu yönündeki değerlendirmesidir. Rus siyaset bilimci, teşkilatın Kazakistan’ın egemenliği ve millî kimliği bakımından riskler taşıdığını ileri sürmekte, Türkiye’nin Rusya gibi ikinci bir büyük aktörün teşkilat içerisinde yer almasına sıcak yaklaşmayacağını savunmaktadır. Bu açıklamaların Kremlin’in resmî görüşü olmadığı özellikle belirtilmelidir. Ayrıca Mendkoviç’in Türkiye’nin bölgesel politikalarını sömürgecilik kavramlarıyla ilişkilendiren yorumları, bağımsız Türk devletlerinin kendi aralarındaki iş birliğini dış aktörlerin yönlendirmesine indirgeyen tartışmalı bir siyasi bakış açısını yansıtmaktadır. Bununla birlikte bu tür değerlendirmeler göz ardı edilmemelidir. Çünkü Türk dünyasındaki bütünleşmenin Rusya’nın geleneksel etki alanlarıyla rekabet içerisinde görüldüğü düşünsel yaklaşımın güncelliğini koruduğunu ortaya koymaktadır. Mendkoviç’in Rusya’nın TDT’ye katılımını mümkün görmemesi, Tokayev’in teklifine ilişkin açık biçimde kötümser bir uzman değerlendirmesidir.

Rus uzmanların tamamının bu olumsuz yaklaşımı paylaştığını söylemek de mümkün değil. Kazakistan’da yayımlanan Kursiv gazetesinin 31 Ekim 2026 tarihli mülakatında görüşlerine başvurulan Rusya merkezli Stan-Center Analitik Bürosunun yöneticisi Andrey Vıpolzov, Tokayev’in girişimini olumlu değerlendirdi. Vıpolzov, teklifin Rusya ile Türk dünyası arasında yeni iş birliği imkânları oluşturabileceğini belirterek tarihî ve kültürel münasebetlerin geliştirilmesinin önemine dikkat çekti. Ayrıca TDT’nin Moskova’ya karşı bir yapı olduğu yönündeki değerlendirmelerin Türk ve Rus halkları arasındaki tarihî yakınlığı yeterince dikkate almadığını savundu. Söz konusu mülakatın Rus basınında değil, Kazakistan merkezli bir yayın organında yayımlandığı özellikle vurgulanmalıdır. Bununla birlikte bir Rus uzmanının görüşlerini doğrudan yansıtması bakımından Moskova’daki düşünsel yaklaşımların karşılaştırılmasına katkı sağlamaktadır. (Kursiv, 31 Ekim 2026)

Vıpolzov ile Mendkoviç’in görüşleri karşılaştırıldığında Rus uzman çevrelerindeki farklılık daha açık biçimde ortaya çıkmaktadır. Vıpolzov, TDT ile yakınlaşmayı Rusya’nın tarihî ve kültürel bağlarının güçlendirilmesi için diplomatik bir fırsat olarak görmektedir. Mendkoviç ise aynı yapıyı Türkiye’nin etkisini artıran ve Moskova’nın bölgesel menfaatlerini zorlayabilecek bir mekanizma olarak değerlendirmektedir. Birinci yaklaşım, kültürel yakınlıktan hareketle iş birliğinin geliştirilmesini savunurken ikinci yaklaşım, güç dengeleri ve nüfuz mücadelesi üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bu farklılık, Rusya’nın Türk dünyasına yönelik siyasetinde tek ve değişmez bir düşünsel çizginin bulunmadığını göstermektedir. Kremlin’in olumlu fakat kesin karar içermeyen açıklaması ise bu farklı yaklaşımların diplomatik düzeyde henüz belirgin bir tercihe dönüşmediğine işaret etmektedir.

Rusya’nın Türk dünyasına yönelik kurumsal ilgisinin tarihî arka planı, tartışmanın yeni olmadığını göstermektedir. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Temmuz 2016’da dönemin Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi’ne Rusya’nın katılması ihtimaline ilişkin bir soruyu cevaplandırmıştı. Mejdunarodnaya Jizn dergisinin 29 Temmuz 2016 tarihinde aktardığı açıklamaya göre Lavrov, Türk halklarının yaşadığı fakat Türk nüfusun çoğunlukta bulunmadığı ülkelerin de teşkilata katılmasına imkân tanıyan bir düzenleme yapılması hâlinde Rusya’nın bu ihtimali değerlendirebileceğini ifade etmişti. 2016’daki açıklama ile Tokayev’in 2026 yılındaki girişimi arasında doğrudan ve kesintisiz bir müzakere süreci bulunduğu söylenemez. Bununla birlikte Moskova’nın Türk devletlerinin oluşturduğu kurumsal yapılara katılım ihtimalini daha önce de değerlendirdiği anlaşılmaktadır. Aradan geçen on yılda değişen temel husus, Türk Devletleri Teşkilatı’nın kurumsal kapasitesinin, ekonomik bağlantılarının ve uluslararası görünürlüğünün artmasıdır. (Mejdunarodnaya Jizn, 29 Temmuz 2016)

Rusya’nın Türk dünyasıyla münasebetlerini tarihî ve kültürel düzeyde ele alış biçiminin önemli örneklerinden biri de 2021 yılında yaşandı. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN’a takdim ettiği Türk dünyası haritasının ardından Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, Türk dünyasının tarihî merkezinin Altay olduğunu ve Altay’ın Rusya sınırları içerisinde bulunduğunu ifade etmişti. Interfax haber ajansının 21 Kasım 2021 tarihli haberine yansıyan açıklama, Moskova’nın Türk dünyası fikrine yönelik tarihî ve coğrafi bir yaklaşım geliştirdiğini göstermesi bakımından önemlidir. Znak’ın 30 Ekim 2026 tarihli analizinde de Rusya’nın Altay merkezli bilimsel ve kültürel projelerine geniş biçimde yer verilmektedir. Tokayev’in Ankara Zirvesi’nde Moskova’nın desteklediği Altay projesini hatırlatması, bu tarihî söylemin güncel diplomatik tartışmayla ilişkilendirildiğini göstermektedir. Fakat ortak tarihî mirasın varlığı, çağdaş uluslararası kuruluşlarda kurumsal temsil hakkını kendiliğinden doğurmaz. Tarihî yakınlık, iş birliği bakımından bir imkândır; üyelik ve gözlemcilik statüleri ise teşkilatın hukuki yapısı ve üye devletlerin ortak iradesiyle belirlenmelidir. (Interfax, 21 Kasım 2021)

Rus basınında Türk dünyasının kültürel bütünleşmesine ilişkin değerlendirmeler de dikkat çekmektedir. Znak, 30 Ekim tarihli analizinde 2024 yılında üzerinde mutabakata varılan 34 harfli ortak Türk alfabesine değinerek Latin esaslı ortak yazı sisteminin Kazakistan ve Kırgızistan gibi ülkelerin Rusça merkezli dilsel alanla ilişkilerini etkileyebileceğini ileri sürdü. Bu yaklaşım, Türk devletleri arasında geliştirilen kültürel politikaların Rusya’da yalnızca dil ve eğitim meselesi olarak görülmediğine işaret etmektedir. Ortak alfabe çalışmaları Türk halklarının kendi aralarındaki iletişimi güçlendirmeyi ve tarihî dil yakınlığını kurumsal düzeye taşımayı amaçlamaktadır. Bununla birlikte Rus basınında bu gelişmenin Rusçanın bölgesel konumuyla ilişkilendirilmesi, kültürel bütünleşmenin jeopolitik sonuçlarının da tartışıldığını göstermektedir. Türk devletlerinin ortak alfabe, eğitim ve bilim alanlarında geliştirdiği iş birliği, herhangi bir üçüncü devlete karşı oluşturulmuş bir girişim olarak değil, üye devletlerin kendi tarihî ve kültürel ihtiyaçlarının sonucu olarak değerlendirilmelidir.

Rusya’nın kültürel iş birliği mekanizmalarına yaklaşımının geçmişte siyasi ilişkilerden nasıl etkilendiği de hatırlanmalıdır. Znak’ın analizinde, Rusya Federasyonu içerisindeki Altay, Başkurdistan, Saha, Tataristan, Tuva ve Hakasya cumhuriyetlerinin TÜRKSOY ile geçmişte yürüttükleri kültürel münasebetler ele alınmaktadır. Kasım 2015’te Türkiye ile Rusya arasında yaşanan savaş uçağı krizinin ardından Rusya Kültür Bakanlığının ilgili cumhuriyetlere TÜRKSOY ile iş birliğini durdurmaları yönünde tavsiyede bulunduğu aktarılmaktadır. Bu örnek, Türk dünyasıyla kültürel ilişkilerin Rusya açısından zaman zaman genel dış politika münasebetlerine bağlı biçimde değerlendirilebildiğini göstermektedir. Dolayısıyla Rusya’nın TDT ile geliştireceği kurumsal münasebetin sürdürülebilirliği yalnızca tarihî yakınlığa değil, devletler arasındaki siyasi ilişkilerin niteliğine de bağlı olacaktır.

Rus basınında dile getirilen ihtiyatlı yaklaşımların bir başka boyutu, Türk Devletleri Teşkilatı’nın güvenlik ve savunma alanındaki faaliyetleridir. TASS haber ajansı 30 Ekim tarihinde Tokayev’in teşkilatın askerî bir ittifaka dönüşmemesi gerektiği yönündeki açıklamasını ayrıca haberleştirdi. Znak’ın analizinde ise Türk devletleri arasında savunma sanayisi iş birliğinin gelişmesi ve ortak askerî tatbikat önerileri gündeme getirildi. Kazakistan’ın Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü içerisindeki konumu göz önünde bulundurulduğunda Tokayev’in bu yaklaşımı, Astana’nın mevcut güvenlik yükümlülükleri ile Türk devletleri arasındaki iş birliği arasında denge kurma arayışı olarak değerlendirilebilir. Rus basınında savunma iş birliğinin jeopolitik sonuçlarına dikkat çekilmesi, Moskova’nın TDT’nin kurumsal gelişimini yalnızca kültürel yakınlık temelinde değerlendirmediğine işaret etmektedir. Bununla birlikte askerî ittifak oluşturulması ile bağımsız devletler arasında savunma sanayisi veya güvenlik alanlarında iş birliği geliştirilmesi birbirinden farklı meselelerdir. TDT’nin geleceğine ilişkin tartışmalarda bu ayrımın korunması önem taşımaktadır.

Ekonomik ilişkiler ve ulaşım koridorları da Rusya’nın TDT’ye yönelik yaklaşımını şekillendirebilecek başlıca unsurlardandır. Kazakistan, Azerbaycan, Gürcistan ve Türkiye üzerinden gelişen Orta Koridor, Asya ile Avrupa arasındaki ticari bağlantıları çeşitlendiren önemli bir ulaştırma güzergâhıdır. Tokayev, Ankara Zirvesi’nde yaptığı konuşmada 2026 yılının ilk dokuz ayında söz konusu güzergâhtaki yük taşımacılığının yüzde 30, transit taşımaların ise yüzde 90 arttığını açıkladı. Znak’ın değerlendirmesinde Orta Koridor’un Rusya üzerinden geçmeyen alternatif bir ulaşım hattı olması özellikle vurgulandı. Bu yaklaşım, Rus basınında teşkilatın ekonomik faaliyetlerinin de stratejik rekabet bağlamında değerlendirilebildiğini göstermektedir. Rusya açısından söz konusu koridorun gelişmesi mevcut ticaret güzergâhları bakımından rekabet oluşturabilir. Bununla birlikte alternatif bağlantıların gelişmesi, devletler arasında zorunlu olarak sıfır toplamlı bir mücadele anlamına gelmemektedir. Türk devletleri açısından esas hedef, ulaştırma seçeneklerini çoğaltmak, ekonomik bağımlılıkları azaltmak ve bölgesel ticaret kapasitesini geliştirmektir.

Rusya’nın TDT ile yakınlaşması ihtimalinin Kazakistan dış politikası açısından taşıdığı anlam da ayrıca değerlendirilmelidir. Kazakistan, Türk Devletleri Teşkilatı içerisinde aktif bir konumda bulunurken Rusya ile ekonomik ve güvenlik alanlarında kapsamlı münasebetlerini sürdürmektedir. Znak’ın 30 Ekim tarihli analizinde görüşlerine yer verilen Kazak siyaset bilimci Janat Momınkulov, Astana’nın Rusya’ya yönelik teklifinin TDT’nin Moskova karşıtı bir yapı olmadığını göstermeyi amaçlayabileceğini ifade etti. Buna karşılık VFokuse Mail platformunda görüşlerini açıklayan Mendkoviç, girişimi Türkiye’nin bölgesel etkisini sınırlamaya yönelik bir hamle olarak yorumladı. Her iki değerlendirme de Tokayev’in önerisinin diplomatik arka planına ilişkin farklı ihtimaller sunmaktadır. Bununla birlikte bu yorumlardan herhangi birini Kazakistan’ın resmî olarak ilan edilmiş tek hedefi şeklinde kabul etmek doğru olmayacaktır. Astana’nın çok yönlü dış politika anlayışı, farklı uluslararası kuruluşlardaki ilişkilerini birbirleriyle mutlak rekabet içerisinde görmeden sürdürmeye dayanmaktadır.

Rus basınının teklife yönelik yaklaşımı, diplomatik haberlerle uzman değerlendirmeleri birbirinden ayrıldığında daha açık biçimde görülebilmektedir. İncelenen yayınlar üzerinden yapılan niteliksel karşılaştırma aşağıdaki tabloyla özetlenebilir.

Tablonun ortaya koyduğu temel sonuç, Rusya’da Tokayev’in girişimine karşı tek yönlü bir tepkinin bulunmamasıdır. Kremlin’in açıklaması diplomatik bakımdan olumlu olmakla birlikte Rus basınındaki eleştirel değerlendirmeler, TDT’nin gelişen kurumsal kapasitesinin Moskova açısından bazı stratejik kaygılar doğurduğunu göstermektedir. TASS, Interfax ve RTVI gibi kuruluşların haberlerinde doğrudan bir karşı çıkış bulunmaması, teklife yönelik genel bir medya desteği olarak yorumlanamaz. Buna karşılık Znak’ın jeopolitik değerlendirmeleri ve Mendkoviç’in açıklamaları, Türk devletleri arasındaki bütünleşmenin Rusya’nın bölgesel konumu üzerindeki etkilerinin tartışılmaya devam ettiğini ortaya koymaktadır. Bu sebeple Rus basınındaki genel görünümü yalnızca olumlu yahut olumsuz biçiminde sınıflandırmak yerine, diplomatik açıklık ile jeopolitik ihtiyatın bir arada bulunduğu karma bir yaklaşım olarak değerlendirmek daha doğru olacaktır.

Bu karma yaklaşımın arkasında iki temel mesele bulunmaktadır. Birincisi, Rusya’nın Türk Devletleri Teşkilatı’yla yakınlaşarak bölgesel iş birliği süreçlerinin dışında kalmama isteğidir. İkincisi ise teşkilatın Türkiye ve diğer Türk devletlerinin ortak iradesiyle gelişen bağımsız kurumsal kimliğinin, Moskova’nın geleneksel bölgesel nüfuzu üzerinde oluşturabileceği etkidir. Rusya’nın TDT’ye katılımının bazı yorumcular tarafından fırsat, bazıları tarafından ise güç dengelerini değiştirebilecek bir mesele olarak görülmesi bu iki unsur arasındaki farklı değerlendirmelerden kaynaklanmaktadır. Kremlin’in doğrudan ret açıklamasında bulunmaması, Rusya’nın diplomatik seçeneklerini korumak istediğini düşündürmektedir. Buna karşılık Rus uzmanların Türkiye’nin etkisi ve teşkilatın güvenlik boyutu üzerinden geliştirdiği eleştiriler, Moskova’nın TDT ile muhtemel ilişkisini yalnızca kültürel yakınlık çerçevesinde ele almasının mümkün olmadığını göstermektedir.

Türkiye açısından temel mesele, Rusya’nın Türk Devletleri Teşkilatı’yla ilişki geliştirme isteğinden bağımsız olarak teşkilatın kurumsal kimliğinin korunmasıdır. TDT, 2009 yılında Nahçıvan Anlaşması ile başlayan ve 2021 yılında yeni adını alan devletlerarası iş birliği sürecinin ürünüdür. Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan’ın ortak iradesiyle gelişen bu yapı, tarihî ve kültürel yakınlığın ekonomik, siyasi ve kurumsal iş birliğine dönüştürülmesini amaçlamaktadır. Rusya’nın TDT ile ortaklık kurması ulaştırma, enerji, ticaret, kültür ve diplomasi alanlarında yeni imkânlar ortaya çıkarabilir. Bununla birlikte üçüncü devletlerle ilişkilerin geliştirilmesi, mevcut üyelerin karar alma yetkilerinin ve teşkilatın kuruluş amaçlarının korunması esasına dayanmalıdır. Rusya’nın uluslararası ağırlığının teşkilatın görünürlüğüne katkıda bulunması mümkün olmakla birlikte bu durum, Türk devletlerinin kendi aralarındaki kurumsal bütünleşmenin önüne geçirilmemelidir.

TDT+ formatı ile gözlemci statüsü arasındaki ayrım bu noktada özel bir önem taşımaktadır. TDT+, teşkilata üye olmayan devletler ve uluslararası kuruluşlarla belirli alanlarda iş birliği geliştirilmesine imkân sağlayabilecek daha esnek bir mekanizma olarak değerlendirilmektedir. Gözlemci statüsü ise teşkilatın toplantıları ve kurumsal faaliyetleriyle daha düzenli bir münasebet kurulması anlamına gelebilir. Znak’ın analizinde de Tokayev’in doğrudan tam üyelik değil, bu iki seçenek üzerinde durduğu belirtilmektedir. Rusya’nın hangi statü üzerinden TDT ile ilişki geliştireceği henüz kesinleşmemiştir. Her iki seçeneğin de hukuki ve siyasi sonuçları ayrıca müzakere edilmelidir. Bu sebeple Rus basınında kullanılan katılım ve üyelik kavramları, alınmış bir genişleme kararının varlığı şeklinde değerlendirilmemelidir.

Rusya açısından TDT ile yakınlaşmanın muhtemel sonuçları ele alındığında kültürel diplomasi ve ekonomik bağlantısallık önemli iş birliği alanları olarak öne çıkmaktadır. Bununla birlikte teşkilatın ortak alfabe çalışmaları, eğitim politikaları ve savunma sanayisi iş birliği gibi konuların Rus basınında jeopolitik rekabet çerçevesinde değerlendirilmesi, kurumsal yakınlaşmanın bütün meselelerde tam bir görüş birliği doğurmayacağını göstermektedir. Rusya’nın Türk dünyasıyla münasebetlerini geliştirmesi karşılıklı menfaatler temelinde mümkün olmakla birlikte Türk devletlerinin kendi aralarındaki tarihî ve kültürel bütünleşme süreçlerinin bağımsızlığını koruması esas olmalıdır. Moskova ile kurulacak ilişkilerin niteliği, hem teşkilatın uluslararası açılım kapasitesini hem de kurumsal karar alma özerkliğini etkileyebilecektir.

Rus basınında Tokayev’in teklifine ilişkin ortaya çıkan tartışmaların belki de en önemli sonucu, Türk Devletleri Teşkilatı’nın artık yalnızca kültürel faaliyetler yürüten bir kuruluş olarak görülmemesidir. Ulaştırma koridorları, ticaret, enerji, yatırım, ortak alfabe ve savunma sanayisi gibi alanlarda gelişen iş birliği, teşkilatın bölgesel ağırlığını artırmaktadır. Rus basınındaki olumlu değerlendirmeler bu gelişmeyi yeni iş birliği imkânları açısından ele alırken eleştirel yaklaşımlar, Türk devletlerinin kendi aralarında oluşturduğu kurumsal ilişkilerin geleneksel güç dengeleri üzerindeki etkilerine yoğunlaşmaktadır. Bu farklılık, teşkilatın uluslararası görünürlüğünün arttığını gösteren işaretlerden biridir. Ancak uluslararası görünürlüğün artması ile kurumsal etkinliğin güçlenmesi birbirinden farklı meselelerdir. Türk devletlerinin önceliği, dış aktörlerin teşkilata gösterdiği ilgiden önce kendi aralarındaki ekonomik, bilimsel, kültürel ve siyasi iş birliğini kalıcı mekanizmalara dönüştürmek olmalıdır.

Netice itibarıyla Tokayev’in Ankara Zirvesi’nde ortaya koyduğu teklifin Rusya’da bütünüyle olumsuz karşılandığını söylemek mümkün değildir. Kremlin’in açıklaması, Moskova’nın teşkilatla ilişki geliştirme ihtimalini diplomatik bakımdan olumlu değerlendirdiğini açıkça göstermektedir. Bununla birlikte Rus basınındaki uzman değerlendirmeleri, TDT’nin gelişen siyasi ve ekonomik etkisinin Rusya açısından yalnızca fırsat olarak görülmediğini de ortaya koymaktadır. Özellikle Türkiye’nin bölgesel konumu, Orta Koridor, ortak alfabe ve savunma alanındaki iş birliği üzerinden dile getirilen kaygılar, Rusya’nın Türk dünyasına yönelik yaklaşımında jeopolitik hesapların önemini koruduğunu göstermektedir. Dolayısıyla incelenen kaynaklardan hareketle varılabilecek en isabetli sonuç, Moskova’nın Tokayev’in teklifine diplomatik olarak açık, stratejik olarak ise ihtiyatlı yaklaştığıdır.

Türk Devletleri Teşkilatı açısından esas mesele, Rusya’nın teşkilata katılma ihtimalinin tek başına olumlu veya olumsuz bir gelişme olarak değerlendirilmesinden ziyade, böyle bir ilişkinin hangi esaslara dayanacağının belirlenmesidir. Teşkilatın uluslararası ortaklıklarını geliştirmesi, üye devletlerin egemen eşitliğini ve ortak karar alma iradesini güçlendirdiği ölçüde anlamlı olacaktır. Rusya’nın kültürel ve ekonomik alanlarda sağlayabileceği katkılar değerlendirilirken teşkilatın kendi tarihî misyonu ve kurumsal bağımsızlığı muhafaza edilmelidir. Türk dünyasının geleceği, herhangi bir büyük devletin desteğine veya karşı çıkışına bağlı olarak şekillendirilmemelidir. Asıl belirleyici unsur, Türk devletlerinin ortak menfaatlerini kendi iradeleriyle tanımlayabilmeleri ve bunları kalıcı kurumlar aracılığıyla hayata geçirebilmeleridir.

Ankara’da Tokayev’in ortaya koyduğu teklif Moskova’da olumlu bir diplomatik karşılık bulmuştur. Fakat Rus basınındaki farklı değerlendirmeler, Türk dünyasında gelişen yeni kurumsal yapının Rusya açısından hâlâ bir fırsat ve rekabet meselesi olarak birlikte görüldüğünü ortaya koymaktadır. Türk Devletleri Teşkilatı’nın gerçek gücü ise Rusya’nın kendisine hangi gözle baktığından önce, Türk devletlerinin kendi ortak geleceklerini hangi irade ve kurumsal kapasiteyle inşa edebildiklerinde aranmalıdır.