Azerbaycan Cumhurbaşkanlığına bağlı olarak çalışmalarını sürdüren ve dünya genelinde Uluslararası İlişkiler Analiz Merkezi (AIR Center) olarak bilinen “Beynəlxalq Münasibətlərin Təhlili Mərkəzi’nin” davetlisi olarak 3-8 Mayıs 2026 tarihlerinde Azerbaycan’daydık. Ziyaret çerçevesinde Akademik Araştırma Enstitüsü (AAE) ile AİR Center arasında kapsamlı bir işbirliği protokolü de imzalayarak iki kurum arasındaki ilişkileri özellikle Türk dünyası açısından kalıcı ve etki alanı yüksek bir seviyeye çıkarma irademizi ortaya koyduk. 2019 yılında faaliyetlerine başlayan AİR Center, uluslararası ilişkiler üzerine stratejik öngörüler ve politika önerileri hazırlayan Azerbaycan’ın en önemli düşünce kuruluşlarından biri olarak çalışmalarını sürdürüyor. Beş gün boyunca hem Bakü’de hem de işgalden azad olunan Karabağ bölgesinde bizlere yaşattıkları eşsiz deneyim sebebiyle, merkez başkanı Büyükelçi Dr. Farid Şafiyev’e, uzun yıllar Türkiye’de yaşayan ve dolayısıyla hem Türkiye’yi hem de Azerbaycan’ı yakından tanıyan başkan yardımcısı Dr. Cavid Valiyev’e ve program boyunca mihmandarlığımızı yapan Vusal Guliyev’e çok teşekkür ediyorum.
Azerbaycan’daki resmî ziyaretlerimizin ilk gününde, ülkenin önde gelen yükseköğretim kurumlarından biri olan ADA Üniversitesinde, üniversitenin rektör vekili ve aynı zamanda Azerbaycan Parlamentosu milletvekili olan Prof. Dr. Fariz İsmailzade’nin konuğu olduk. Türk dünyasına dair ortak vizyonun ve işbirliği projelerinin ele alındığı bu ziyarette hem ADA Üniversitesi hakkında hem de Azerbaycan’daki yükseköğretim konusunda Fariz beyin değerli görüşlerinden istifade ettik.
Azerbaycan’ı yurt dışı olarak görmediğimizi ve bütün Türk Cumhuriyetlerini kendi vatanımız bildiğimizi her fırsatta dile getiriyoruz. Bunun en bariz örneğini Azerbaycan’a ayak bastığımız ilk andan itibaren aldığımız her nefeste hissettik. Malumunuz her ülkenin havaalanında ülkeye giriş esansında kimlik ve pasaport kontrolleri sıradan bir uygulamadır. Bu uygulama esnasında o ülkenin vatandaşlarına ve yabancı vatandaşlara ayrılan iki tür gişe vardır. Bakü’de uçaktan indiğimizde “ecnebi vatandaşlar” için ayrılan gişeye yönelen arkadaşlarımızı oradaki görevlinin “siz buradan buyurun” diye Azerbaycan vatandaşlarına ayrılan kısma davet etmesi kardeşliğimizin tescilinin ilk nişanesi ve boğazımızı düğümleyen ilk hadise olarak gönüllerimize nakş olundu. Ziyaretimiz boyunca pek çok kez ağlamaklı olduğumuz ve pek çok kez de ağladığımız duraklardan bir diğeri Bakü’deki ikinci ziyaret noktamız olan Türkiye Cumhuriyeti Bakü Büyükelçiliği’ydi. Nuri Paşa komutasındaki Kafkas İslam Ordusu, 15 Eylül 1918 tarihinde Bakü’yü kurtardığında Nuri Paşa karargâhını tam da ayak bastığımız toprağa kurmuştu. Büyükelçilik binamızın içine girdiğimizde de bizi Nuri Paşa’nın portesi karşıladı. Azerbaycan’ın milli şairi Ahmed Cevad’ın “Çırpınırdı Karadeniz” şiiri ile ölümsüzleştirdiği Kafkas İslam Ordusu ve Nuri Paşa’yı bir kez daha rahmetle yâd ederek büyükelçimizin makamına çıktık. Yaklaşık bir yıldır Bakü Büyükelçimiz olarak görev yapan Prof. Dr. Birol Akgün’e misafirperverliği ve kıymetli ev sahipliği için saygılarımızı sunuyoruz. Bakü Büyükelçiliğimizde iletişim müşaviri olarak görev yapan ve bizleri içtenlikle karşılayan Cihangir İşbilir’e de göstermiş olduğu yakın ilgi dolayısıyla teşekkür ediyoruz.
Büyükelçilik ziyaretimizin ardından Şehitler Hiyabanı’nı ve aynı alan içinde bulunan Bakü Türk Şehitliğini ziyaret ettik. Sovyetlerin Azerbaycan’ı işgalinden önce mezarlık olan bu alan işgal döneminde uzun yıllar park olarak kullanılmış ve bağımsızlıkla birlikte yeniden ruhuna uygun bir şekilde düzenlenmiştir. 20 Ocak 1990’da Bakü’de yaşanan ve “Kara Yanvar” olarak tarihe geçen bağımsızlık şehitlerinin kabirleri ile Bakü’nün 1918 yılındaki kurtuluşu esnasında şehit düşen Osmanlı Türk askerlerinin isimleri burada yaşatılmaktadır. Sadece şehitler Hiyabanı bile başka hiçbir söze gerek olmadan Türkiye-Azerbaycan kardeşliğinin sarsılmaz sembolüdür.
Şehitlik ziyaretimizin ardından şehitliğin hemen yanı başında bulunan Azerbaycan Milli Meclisini ziyaret ettik. Burada heyetimizi Azerbaycan Milli Meclisi Uluslararası ve Parlamentolar Arası İlişkiler Komisyonu Başkanı Samed Seyidov ve komisyon üyesi diğer milletvekilleri karşıladı. Son derece sıcak, samimi ve içten bir konuşma ile bizleri selamlayan Samed Seyidov’u ben de Bahtiyar Vahabzade’nin “Bir ananın iki oğlu, Bir amalın iki kolu, O da ulu bu da ulu, Azerbaycan–Türkiye. Dinimiz bir dilimiz bir, Ayımız bir yılımız bir, Aşkımız bir yolumuz bir, Azerbaycan–Türkiye” mısralarıyla selamladım. Komisyon üyelerinin de en az Sayın Seyidov kadar samimi ve içten selamlama konuşmaları ile bizleri taltif etmeleri ve her milletvekilinin Türkiye-Azerbaycan kardeşliği, Türk dünyası bütünlüğü ve Turan ifadeleriyle konuşmalarını nihayete erdirmeleri ile bedenlerimiz Hazar’ın kıyısında olsa da ruhlarımız Tanrı Dağlarının zirvelerinde eşsiz bir gezintiye çıktı. Kendilerine böylesi yüksek bir ruhla bizi konuk ettikleri için minnettarız, Türk dünyasına hizmetleri daim olsun.
Resmi ziyaretlerimizin ilk gününde son durağımız Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı oldu. Burada Azerbaycan Dışişleri Bakan Yardımcısı, Sayın Araz Azimov’un konuğu olduk. Sayın Azimov, Azerbaycan’ın dış politika alanında attığı adımlar ve ortak Türk dünyası vizyonu üzerinden uluslararası ilişkilerdeki güncel tartışmaları da içine alan geniş bir perspektifle ufkumuzu açan değerli bir konuşma yaparak sorularımızı cevaplandırdı.
Bakü’deki ikinci günümüzü Beynəlxalq Münasibətlərin Təhlili Mərkəzinde değerlendirdik. Merkez başkanı Sayın Şafiyev ve başkan yardımcısı Sayın Valiyev başta olmak üzere merkez bünyesinde görev yapan değerli akademisyen ve uzmanlardan Azerbaycan’ın Türkiye, Türk dünyası ve diğer ülkeler ile olan ilişkilerini detaylı bir şekilde dinleme imkânı bulduk. Özellikle Sayın Valiyev’in üzerinde durduğu birkaç başlık Azerbaycan’ı daha yakından tanımamız ve Türkiye’deki ulusal basında yer alan bazı art niyetli haber içeriklerine karşı daha yüksek bir hassasiyetle yaklaşmamız konusunda son derece faydalı oldu. Türkiye-Azerbaycan kardeşliğini zedelemek isteyen bazı odakların sistematik olarak iki ülke kardeşliğini hedef aldığını belirten Valiyev, bu saldırıların son zamanlarda daha da arttığına dikkat çekti. Türkiye-Ermenistan sınırının açılması konusuna da değinen Cavid Valiyev, Ermenistan’ın bağımsızlık bildirgesinde ve anayasasında Türkiye’yi işgal ve soykırımla suçlayan maddelerin olduğunu ve bu maddeler anayasadan çıkarılmadan barış anlaşmasının imzalanmasının mümkün olmadığının tekrar altını çizdi.
Azad Topraklar: Karabağ Yolunda
Ziyaretlerimizin üçüncü ve dördüncü günlerini kapsayan 6-7 Mayıs tarihlerinde ise işgalden azad olunan aziz vatan topraklarında Karabağ’daydık. 6 Mayıs 2026 Çarşamba günü sabahın erken saatlerinde başlayan yolculuğumuzda ilk durağımız Ağdam şehri oldu. Sovyetlerin dağılmasının ardından Hankendi, Hocalı, Şuşa, Laçın, Hocavend, Kelbecer ve Ağdere’yi işgal eden Ermenistan, 1993’te Ağdam’ı da işgal etmiş ve bu işgal 27 yıl devam etmişti. Ağdam, Ermenilerin bölgede yaptıkları ağır yıkım ve tahribat sebebiyle uluslararası basında “Kafkasya’nın Hiroşiması” olarak bilinen bir Türk şehri. 27 yıl işgal altında kalan bölge Azerbaycan Ordusunun 27 Eylül 2020’de başlattığı askeri operasyonlar neticesinde Ermenistan tarafından 20 Kasım 2020 tarihinde asıl sahibine Azerbaycan’a geri verildi. Ağdam’da ilk durağımız bölgede hala ayakta kalabilen birkaç camiden biri olan ancak işgal yıllarında içinde domuz beslemek de dâhil Ermenilerin her türlü çirkin muamelesi ile yüzleşen Ağdam Cuma Mescidi oldu. Burada hem caminin imamı hem de gün içerisinde bize bütün Ağdam şehrini anlatan rehberimizin ağızlarından çıkan her kelime boğazımı düğümleyip gözyaşına dönüştü. Hele ki 26 Şubat 1992 gecesi Ermeni çetelerinin Hocalı’da yaptıkları soykırım neticesinde çoğunluğu savunmasız kadın ve çocuklardan oluşan 613 şehidimizin bu mescitte yıkanarak ebediyete uğurlandığı söylenildiğinde…
Aslına uygun bir şekilde restore edilerek ibadete açılan Ağdam Cuma Mescidinin etrafı da işgal öncesindeki haline getirilmek üzere hızla imar ediliyor. Caminin hemen karşısında “uşaq bağçası” yani anaokulu bütün güzelliği ile Ağdam’ın işgal öncesi eski günlerini selamlarken, caminin hemen yanı başında yine aslına uygun bir şekilde yapılmaya başlanılan şadırvanlar da ruhumuza dinginlik verdi. Caminin hemen arkasında bulunan ve Ermeniler tarafından yıkılarak harabeye çevrilen Ağdam Çörek Müzesinin kalıntıları arasında dolaştık bir süre. Hemen ardından sessizliğimizi ve öfkemizi Ağdam’a henüz yerleşen Türk çocuklarının şen şakrak gülüşleri ile derin bir kucaklaşamaya bıraktık. İşgal öncesinde bölgenin önemli sembolik kültürel değerlerinden biri olan, içerisinde çeşit çeşit ekmek, farklı unlu mamuller, tarım aletleri ve bunların tarihçeleriyle ilgili bilgilerin yer aldığı Ağdam Çörek Müzesi Ermeniler tarafından yıkılmadan önce 2800 farklı ögeye ev sahipliği yapan eşsiz bir müze olarak milyonlarca insanı ağırlamış. Çörek müzesinin harabelerine ve o harabeler üzerinde yükselen bahar çiçeklerine ve güzellikleriyle çiçekleri gölgede bırakan çocuklara bakınca insan, insanlık namına yeniden öfkelenmeden de edemiyor. Ermenilerin sadece Türklere değil kültürel mirasları yok ederek insanlığa karşı da suç işleyen ve bu işledikleri suçlar karşısında da hiçbir zaman pişmanlık duymayan kimseler olduğu unutulmamak ve akıldan çıkarılmamak üzere yeniden tekrar ediyoruz zihnimizin derinliklerinde…
Ağdam: Topraktan Yükselen Şehir
Ağdam şehrindeki rehberimiz eğitim hayatının bir bölümünde Türkiye’de bulunan genç bir tarihçiydi. Son derece zarif İstanbul Türkçesiyle Ağdam’ı ve Ağdam’da işgal sonrasında yapılan imar ve iskân çalışmalarını anlatırken sık sık “topraktan yükselen şehir” ifadesini kullandı. Ben de yazımda bir alt başlık olarak onun bu ifadesine yer verdim. Ama Ağdam şehrine şöyle yüksek bir yerden baktığınızda topraktan ziyade Ermeni işgalcilerce tarumar edilmiş harabe bir şehir görüntüsüyle karşılaşıyorsunuz maalesef.
Yollar, okullar, hastaneler, istihdamın sağlanacağı çeşitli iş sahaları ve Azerbaycan Devleti tarafından bölgeye yerleşen ailelere tamamen ücretsiz bir şekilde teslim edilen yaşam konutu adı verilen evler gözünüze ilk çarpanlar arasında. Rehberimiz eşliğinde Ağdam’da inşa edilen bu evlerden birinin içini gezmek ve evin balkonundan “topraktan yükselen şehir” Ağdam’ı görmek nasip oldu. Ayrıca şehirde inşa edilen ve şu an itibariyle sadece Cumartesi günleri çalışan Tren Garı ve Otobüs Terminali binaları da bölgenin önümüzdeki yıllarda önemli bir merkez olacağının açıkça habercisi olmuş durumda. Bakü-Ağdam hattı tamamlanan bu tren yolu Şuşa’nın hemen yanı başında bulunan ve Karabağ Üniversitesine ev sahipliği yapan Hankend’ine kadar uzanacak. Bu sayede hem Bakü-Hankend arasını hızlı trenle kat etmek ve oradan Şuşa’ya uzanmak çok daha hızlı ve kolay bir şekilde mümkün olabilecek hem de önümüzdeki yıllarda önemli bir bilim merkezi olacak Karabağ Üniversitesinin Bakü ile kesintisiz bir şekilde ulaşımı sağlanmış olacak.
Hocalı’ya doğru yola çıkarken şehirdeki hummalı çalışmalara son kez baktığımızda 27 yıllık hasretin ardında asıl sahipleri ile buluşmak ve yeniden eski günlerine kavuşmak için Ağdam’ın adeta sabırsızlandığını hissediyorsunuz. İnşallah burayı bir daha görmek nasip olduğunda her şeyiyle dört dörtlük olmuş bir Türk şehri karşılayacak bizi. İşgalin izleri ve Ermenilerin geride bıraktıkları ağır yıkım unutulmasın diye de bazı belli başlı yerlerin herhangi bir restorasyona tabi tutulmadan bu haliyle muhafaza edileceğini de söylemiş olalım.
Ağdam’ın ardından Hocalı’ya ulaştık. Hocalı şehitlerinin aziz ruhlarının hatırasına inşa edilen “Hocalı Soykırımı Anma Kompleksini” ziyaret ettik. Ağdam’dan Hocalı’ya kadar olan bölgelerde yerleşimlerin başladığını, akıllı şehirlerin inşa edildiğini ve işgalden azad olunan bölgelere şu ana kadar 60 binin üzerinde Azerbaycan vatandaşının yerleştirildiğini büyük bir memnuniyetle öğrendik. Bölgenin yeniden inşa edilmesi konusunda son derece titiz ve hızlı bir şekilde çalışmalarını sürdüren Azerbaycan, şu ana kadar bölgeye 22 Milyar Doların üzerinde bir yatırım yapmış. Bu harcamalarda aslan payını yollar, köprüler ve tünellerin aldığını söylemek mümkün.
Azerbaycan ordusunun elde ettiği askeri zaferler karşısında işgalci Ermeniler, ordunun karşısına çıkmaya cesaret edemeyerek sözde başkent ilan ettikleri Hankend şehrini bırakıp kaçmak zorunda kalmışlardı. Hankend’in yeniden Azerbaycan toprağı olmasının birinci yılını kutlamak üzere Hankend’e gelen Cumhurbaşkanı Aliyev işgal öncesi dönemde de Azerbaycan Pedagoji Enstitüsüne bağlı bir yükseköğretim kurumu olarak faaliyet gösteren Karabağ Üniversitesini yeniden açtı. Bölgede bulunduğumuz süre esnasında Karabağ Üniversitesini de ziyaret etme fırsatımız oldu. Rektör yardımcısı Fariz Ahmedov’un başkanlığındaki akademik heyetten üniversitenin imkânları ve gelecek vizyonu ile alakalı detaylı bilgi alarak kampüsteki çalışmaları yerinde gözlemledik. Azerbaycan Bilim ve Eğitim Bakanlığına bağlı olarak 15 Şubat 2024 tarihinde çalışmalarına başlayan üniversiteye başlangıçta 10 milyon Manat bir bütçe tahsis edilmiş. Türkiye’deki pek çok üniversite ile de kapsamlı iş birliği anlaşmaları imzalayan Karabağ Üniversitesi, mühendislik alanında çift diploma uygulamasını hayata geçirerek İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) ile de bir anlaşma imzalamış. Bu kapsamda Karabağ Üniversitesinin mühendislik alanındaki her türlü altyapısı İTÜ’den görevlendiren uzmanlar tarafından titizle inşa edilmeye devam ediliyor. Eğitim dili %100 İngilizce olan Karabağ Üniversitesi, Türkiye’deki öğretim üyelerine de kapılarını arkasına kadar açmış durumda. Karabağ bölgesinin yeniden imar ve iskânına şahitlik etmek isteyen ve işgalden kurtarılan aziz vatan topraklarında yeniden kurulan üniversitenin ilk yıllarında Türk dünyasına hizmet etmek isteyen her akademisyen için Karabağ Üniversitesi emsalsiz bir fırsat sunuyor.
“Aziz Şuşa Biz Qayıtdıq!”
Sabahın erken saatlerinde Bakü’de başlayan yolculuğumuz ikindi vakti Şuşa’ya kavuşmamızla nihayete ermiş oldu. Şuşa’ya vardığımızda bizi karşılayan rehberimiz bölgenin tarihi öneminden başlayarak, Ermeni işgali altındaki yılları ve Azerbaycan Ordusunun Şuşa’yı nasıl azad kıldığını tüm detaylarıyla anlattı. 1800’lerin sonunda inşa edilen, çift minareli yapısı ile Ağdam’daki Cuma Mescidini hatırlatan Şuşa Cuma Mescidi Şuşa’nın merkezinde tüm ihtişamı ile selamladı bizi. Sovyetler Birliği döneminde ibadethane olarak kullanılmasına izin verilmeyen ancak 1988 yılında Sovyetlerin yumuşama politikaları ile birlikte cami olarak kullanılabilen bu tarihi mescidin minareleri 1992’deki Ermeni işgali ile birlikte yeniden sessizliğe mahkûm edilmişti. Tam 28 yıl işgal altında kalan Şuşa Cuma Mescidi, 13 Kasım 2020 tarihinde muzaffer Azerbaycan Ordusunun askerleri tarafından temizlenmiş ve çeyrek asırdan fazla bir zaman sonra ilk Cuma namazı burada eda edilmişti. Şuşa’nın valilik meydanı önündeki heykellerde ve etraftaki binalarda işgalcilerin mermi izlerinin varlığı hala açıkça görülmekteydi.
Şuşa’nın tarihi bölgelerinde zaferimizin kahramanlarının ruhunu yâd ederek özgürce gezindik. İsa Bulağından (Çeşmesinden) su doldurduk ve askerimizin sırtlarında ağır makinalı tüfeklerle sarp kayalıklardan tırmanarak Şuşa’ya ulaştıkları noktadan bir tutam vatan toprağını da beraberimizde aldık. Sadece Şuşa’da yetişen ve artık sadece bölgenin değil Karabağ Savaşındaki şehitlerimizin de sembolü olan Harı Bülbül çiçeğinin yetiştiği o düzlükte bir gazimizle tesadüf edip elini sıkmak da boğazımızı düğümleyen bir başka an oldu. Bakü’den yola çıktığımız andan itibaren yükselen rakım Şuşa’ya vardığımızda 1300-1400 metrelere ulaşmıştı. Ancak bizim yüreğimizi yerinden çıkarcasına sarsan şey yükselen rakım değil ruhumuzun içine düştüğü derin duygulardı. 30 yıla yakın bir süre işgal altında kalan aziz vatan toprakları kurtarılmış, hiç görmeden sevdiğimiz ve kalbimizi verdiğimiz Ağdam’ın, Hocalı’nın, Şuşa’nın, toprakları şimdi bütün güzelliği ile bizi karşılamıştı. Karabağ’ın kurtuluşu bütün Türk dünyası için bir umut rüzgârı olmuş, esir Türk yurtları üzerinde (şimdilik) sessiz sessiz esiyordu.
Bütün program boyunca alicenaplıklarıyla bizi mahcup eden özelde AİR Center, genelde ise kardeş Azerbaycan devleti, Çarşamba akşamı bizi Şuşa’da misafir etti. Bölgede henüz yoğun bir yerleşik nüfus bulunmamasına rağmen, temelleri Ağustos 2021’de atılan ve Mayıs 2023’te tamamlanan Şuşa Oteli’nde ağırlandık. Otel kompleksinin inşa süreci Cumhurbaşkanı İlham Aliyev tarafından yakından takip edilmiş. Aliyev hem temel atma törenine hem de açılış programına bizzat katılarak projeye verdiği önemi ortaya koymuş. Şuşa, yakın gelecekte yalnızca Karabağ’ın ve Azerbaycan’ın değil, tüm Türk dünyasının en önemli kültür ve turizm merkezlerinden biri hâline gelme yolunda hızla ilerliyor. Hem Fuzuli’den hem de Hankend istikametinden yapılan karayolları ile mesafeler kısalırken ayrıca uluslararası Fuzuli Havaalanı ile de dünyanın pek çok yerinden ulaşımı kolay bir turizm başkenti olma potansiyeli de taşıyor.
Şuşa’dan dönüş yolunda bir yandan Fuzuli şehrinin işgal sonrası oluşan kalıntılarını görürken diğer yandan devam eden inşaat çalışmalarına ve yeni yapılan yerleşim yerlerine de şahitlik ettik. Bütün Karabağ yolu boyunca bir başına ya da toplu halde vatan toprağını bekleyen Karabağ şehitlerimizin ruhlarını tekrar tekrar dualarla yâd ediyorum. Bakü’ye döndüğümüzde ise sıcağı sıcağına Ganimetler Parkında bulduk kendimizi. İşgalci Ermeni güçlerinin çoğu yerde bırakarak kaçtıkları tanklar, tüfekler, mühimmatlar ve daha nicesi Bakü’deki bu parkta sergileniyor. Parka giriş Azerbaycan vatandaşlarına 2 Manat, yabancı vatandaşlara 10 Manat. Elbette Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları da Azerbaycan vatandaşı olarak kabul ediliyor… Böyle pek çok sembolik uygulama bize gösteriyor ki “bir millet iki devlet” şiarı yerini yavaş yavaş “bir millet bir devlet” şiarına bırakacak gibi…
Bakü’deki son günümüzde ise İqtisadi İslahatların Təhlili və Kommunikasiya Mərkəzi’nin misafiri olduk. Başkan yardımcısı Ramil Hüseyin’den merkezin çalışmaları hakkında geniş bir malumat ve sunum dinledik. Özellikle Karabağ’daki çalışmaları yakından takip eden merkez, bölgedeki iş imkânlarının oluşturulması, nüfusun yerleşimi, çevre ve yeşil dönüşüm başta olmak üzere bölgedeki en ince detayları bile titizlikle takip ediyor. Bunun yanında İlyas Hüseyin başkanlığında Türk dünyası çalışmalarını da yürüten merkez, içerisinde Macaristan ve KKTC’nin de yer aldığı “Türk Cumhuriyetleri Ekonomik Görünümü” isimli bir raporu da düzenli olarak hazırlayıp kamuoyu ile paylaşıyor.
Biraz uzun bir saha ya da seyahat yazısı olduğunun farkındayım ama Bakü’nün büyüleyici güzelliği bir yanda, Karabağ’ın hepimizin gönlündeki yeri ve manevi önemi bir yanda dururken ancak bu kadar kısa yazabildim. Okuma nezaketinde bulunduğunuz için teşekkür ederim. AİR Center marifetiyle Azerbaycan’a yaptığımız bu ziyaretin kardeşlik bağlarımıza katkı sunacağına duyduğum yüksek inançla bütün Türk dünyasını en derin sevgilerimle selamlıyorum.

