Özet
Cumhuriyet’in kuruluşu, köklü bir dönemi sonlandırmak ve yeni bir döneme geçiş süreci olması dolayısıyla oldukça önemlidir. Bu dönem başta tarihçiler olmak üzere siyaset bilimciler, iktisatçılar, edebiyatçılar ve hukukçular tarafından birçok kez çalışılmış ve zengin bir akademik içerik havuzuna kaynak olmuştur. Diğer disiplinlerin yanında sosyolojik açıdan da bu dönem çalışılmıştır lakin incelenen eser travma sosyolojisi, toplumsal bellek ve dil-kültür devrimlerini ele alması yönüyle diğerlerinden farklı bir özellik göstermektedir. Toplumsal bellekteki hasar ve travmaların çeşitli olay-durumlar perspektifinde ele alındığı bu çalışma Ekrem Saltık’ın doktora çalışması olan “Toplumsal Belleğin Yitimi Tartışmaları Bağlamında Harf İnkılabı” başlıklı tezin kitaplaştırılmış halidir. Travma Sosyolojisi çalışması bağlamında ele alınan bu çalışma literatür taraması temel alınarak hazırlanmıştır.
Giriş
Harf inkılabının toplumsal belleğin kaybı konusunda öne çıkan kırılma noktalarının başında gelmesini temel hipotezlerinden birisi kabul eden bu çalışma cumhuriyetin ilk yıllarındaki dil ve kültür devrimlerinin toplumda bir travmaya sebep olduğunu anlatmaya çalışmıştır. Yazar bu incelemeyi yaparken her iki taraftaki siyah ve beyaz anlamlandırmalardan kaçmaya çalışmış ve olayların etki büyüklüğünü ele alma gayretinde bulunmuştur. Kültür devrimleri eleştirisi yapılmakla beraber bu sürecin gelişmesindeki içsel ve dışsal etkileri göz ardı etmemiştir. Süreci her ne kadar objektif bir şekilde ele almaya çalıştıysa da nitel veri kullanımının veri sağlama açısından yetersizliğinin objektiflik ölçüsüne zarar verdiğini düşünüyorum. Genel olarak kitabın %30’una katılmakla beraber %70’ine katılmadığımı aşağıda gerekçeleri ile bildireceğim.
Yazılanlara katıldığım noktalar ile başlamanın daha doğru olacağını düşünüyorum. Kültür Devrimlerinin bir devri derinden etkilediği yadsınamaz bir gerçektir. Yapılan bazı inkılapların ve reformların, şapka kanunu-kılık kıyafet kanunu vb., absürtlüğü konusunda sağduyulu akademisyenler ve münevverler arasında geniş bir uzlaşı vardır. Bu etkileyişin hiç şüphesiz olumsuz yönleri daha ağır basmaktadır. Çünkü maharetin kavukta olmadığı, hocada olduğu yönündeki sözlerimiz bu süreçteki tavrımızın nişanesidir. Aynı şekilde dil devrimi noktasındaki Öztürkçecilik gibi Türk milletini tarihi köklerinden koparma noktasında büyük zararları olduğu konusundaki mutabakat da gerek teorik gerekse pratik yönüyle akılcı ve sağduyu akademisyen ve münevver çevrelerinde sağlanmıştır. Yazarın dil devrimi ve kültür konusundaki sorularını ve inceleme alanını gayet değerli buluyorum. Fakat böylesine riskli konularda bilim yapılırken bazı noktalarda da eleştirinin gerekli olduğunu ifade etmek istiyorum.
Travma ve sosyoloji kavramlarının birleşimini ele alan bu çalışmanın nicel veri sunmadan travmaya ve sosyolojiye dair bilgi ve değerlendirme sunmasının ne kadar doğru olabileceği noktasında endişelerim olduğunu belirterek tenkitlerime başlamak istiyorum. Müellif travmanın varlığını ve genişliğini neye göre temellendirmiştir sorusu maalesef cevaplanamamıştır. Travmanın varlığına ilişkin kabulün böylesine önemli ve ödül alan bir çalışmada nicel-nitel veri olmaksızın sunumu maalesef önemli bir eksikliktir.
Osmanlının son dönemlerinin ve cumhuriyetin ilk yıllarının ele alındığı bu çalışmada yararlanılan kaynakların ve yapılan atıfların neredeyse hiçbirinde devrin fikir akımlarından birisi olan Türkçülüğün teorisyenlerinden ve mütefekkirlerinden faydalanılmadığı görülmektedir. Ele alınan dönemde ve yapılan dönem eleştirisinde yer verilen isimlerin çeşitli fikir yelpazelerinden aydınlar olmasına karşın Türk Milliyetçisi düşünürlerin ve yazarların yok sayılması akademik olarak doğru değildir. Özellikle temel kavramlarının gayri ilmi bakış açıları temel alınarak yansıtılmaya çalışılırken başka açıklamalar ve anlamlandırmalara yer verilmemesinin ilmi açıdan doğruluğu haklı bir itiraz konusu olacaktır.
Travma Sosyolojisi ekseninde yapılan bu çalışmada Osmanlı merkezli bir bakış açısı ön plana çıkmaktadır. Yapılan açıklamaların büyük bir kısmı Osmanlı İstanbulu perspektifinden ele alınmış, metaforlar ve analojiler onun üzerinde kurgulanmıştır. Çalışmanın geneline bakıldığında Türk toplumunun genelinin bu süreci nasıl anlamlandırdığı yönünde bir çıkarımda bulunmamaktadır. Yani sonuçlar kısmında bahsedilen travmatik yaşantıların ne olduğu, nasıl geliştiği ve nereye evrildiği ile ilgili sorulan sorular cevapsız kalmaktadır.
Sonuç
Sonuç olarak yapılan çalışmanın Türk akademisinde bu alanda yapılan ilk çalışma olması yönüyle oldukça önemli bir girişim olduğu vurgulanmakla beraber bilimsel sayıltılar yönünden eleştiri içerdiği de göz ardı edilmemelidir. Çalışmanın yapılması esnasında bazı fikir ve bilim çevrelerine itimat etmenin, bazı fikir ve ilim çevrelerini ise görmezden gelmenin çalışmanın akademik geçerliğine yönelik bir tehdit unsuru olduğu da ifade edilmesi gereken en önemli unsurlardan olmaktadır.
Kaynakça
Saltık, E. (2021). Devrim Yarası: Travma Sosyolojisi, Harf İnkılabı ve Toplumsal Hafıza. Ankara: Liberte.

