Bir savaşın ne kadar önemli olduğunu artık savaşın kendisi değil, ekranlarda kaç dakika göründüğü belirliyor. Bugün dünyanın gündeminde Hürmüz Boğazı var. ABD-İran çatışması, petrol tankerleri, deniz ablukası, enerji fiyatları ve küresel ticaret yolları… Hürmüz’de yaşanan her yeni gelişme piyasaları sarsıyor. Petrol fiyatları yeniden yükseliyor; boğazdan geçen enerji miktarı dramatik biçimde düşmüş durumda.
Ve tam bu sırada Ukrayna savaşı, sanki dünyanın hafızasından silindi. Oysa asıl şaşırtıcı olan şu: Hürmüz krizi, Rusya-Ukrayna savaşının önemini azaltmıyor. Onu daha da önemli hale getiriyor. Çünkü Ukrayna savaşı artık yalnızca Ukrayna ile Rusya arasındaki bir savaş değil. Daha büyük bir dönüşümün laboratuvarı. Hürmüz ise bu dönüşümün başka bir sahnesi. İkisini birbirinden ayrı okumak, 21. yüzyılın yeni dünya düzenini yanlış okumaktır.
Ukrayna’da aslında ne kırıldı? 24 Şubat 2022’de Rusya’nın Ukrayna’yı geniş çaplı işgali başladığında birçok kişi bunun Avrupa güvenlik sisteminde büyük ama yine de bölgesel bir kriz olacağını düşündü. Yanıldık. NATO bugün Rusya’nın Ukrayna savaşını Euro-Atlantik güvenliğine “on yıllardır görülen en ciddi tehdit” olarak tanımlıyor. Avrupa Birliği ise Rusya tehdidini 2030’a kadar savunma kapasitesini hızla artırmayı gerektiren varoluşsal bir güvenlik sorunu olarak değerlendiriyor. Çünkü Ukrayna’da yalnızca toprak işgal edilmedi. Bir devletin sınırlarının, büyük bir güç tarafından zor kullanılarak değiştirilmesinin hâlâ mümkün olup olmadığı test edildi. Bu çok daha büyük bir mesele.1945 sonrası uluslararası sistemin temel iddialarından biri şuydu: Devletler arasındaki uyuşmazlıklar savaş yoluyla çözülebilir olmaktan çıkacaktı. BM Şartı, egemenlik, toprak bütünlüğü ve kuvvet kullanma yasağı bunun üzerine inşa edildi.
Ukrayna savaşı bu mimarinin dayanıklılığını test ediyor. Eğer sonuç, “yeterince güçlüyseniz sınırları değiştirebilirsiniz” şeklinde okunursa, bunun Ukrayna ile sınırlı kalmayacağını anlamak için çok büyük bir stratejik deha gerekmiyor.
Asıl büyük değişim, savaşın yeniden uluslararası sistemin merkezine dönmesinde. Ukrayna savaşının belki de en önemli sonucu, savaşın 21. yüzyılda ortadan kalkmadığını göstermesi değil. Bunu zaten biliyorduk. Asıl önemli olan, modern devletlerin savaşa hazırlanma biçiminin değişmiş olmasıdır. Dronlar, yapay zekâ destekli hedefleme, elektronik harp, uydu görüntüleri, uzun menzilli füzeler, siber saldırılar, otonom sistemler ve düşük maliyetli insansız araçlar artık savaşın yardımcı unsurları değil; savaşın kendisini dönüştüren teknolojiler haline geldiler.
Daha da önemlisi, savaş artık yalnızca cephede yapılmıyor. Enerji altyapısı vuruluyor. Limanlar hedef alınıyor. Tahıl terminalleri saldırıya uğruyor. Deniz taşımacılığı baskı altına alınıyor. Finans sistemi yaptırımlarla parçalanıyor. Sosyal medya bilgi savaşının cephesine dönüşüyor.
Ukrayna’da Rus enerji altyapısına yönelik saldırılar ve Rusya’nın Ukrayna enerji sistemine yönelik yoğun saldırıları, savaşın artık “şehirleri ele geçirme” mantığından çok daha geniş bir ekonomik ve toplumsal yıpratma stratejisine dönüştüğünü gösteriyor.
İşte Hürmüz burada devreye giriyor. Hürmüz aslında Ukrayna’nın devamıdır. Hürmüz Boğazı’nda yaşanan kriz bize çok basit bir gerçek gösteriyor: Küresel sistem, birkaç kritik koridorun üzerinde duruyor. Hürmüz petrolün; Karadeniz tahılın ve enerjinin; Süveyş küresel deniz ticaretinin; Malakka Asya ticaretinin; Tayvan Boğazı ise teknoloji ve yarı iletken zincirlerinin kritik düğüm noktaları.
Bir yerde savaş çıktığında artık savaş yalnızca o coğrafyanın savaşı olmuyor. Hürmüz’deki kriz nedeniyle petrol akışının ciddi biçimde daralması bunun en açık örneği. IEA, 2026 küresel petrol arzında savaş kaynaklı ciddi bir düşüş öngörüyor ve bu yavaş yavaş gerçekleşiyor; aynı zamanda Ukrayna’nın Rus enerji altyapısına yönelik saldırılarının da küresel rafinaj kapasitesi ve enerji piyasaları üzerinde etkisi olduğunu belirtiyor.
Dolayısıyla Hürmüz ve Ukrayna iki ayrı kriz değil. Aynı küresel kırılganlığın iki farklı yüzü. Ve işin en tehlikeli tarafı burada. Dünyanın dikkatini Hürmüz’e çevirmesi anlaşılabilir. Çünkü petrol fiyatı doğrudan cüzdanımıza dokunuyor. Ama Ukrayna savaşı çok daha uzun vadeli bir soruyu gündeme getiriyor:
21. yüzyılın uluslararası sistemi büyük güç rekabetine dayanabilecek mi?
Bu soru Hürmüz’den daha az dramatik görünebilir. Fakat geleceği belirleyecek olan soru budur. Çünkü Ukrayna savaşı Rusya ile Batı arasındaki ilişkileri yalnızca bozmadı. Avrupa’nın savunma anlayışını değiştirdi. NATO’nun doğu kanadını güçlendirdi. Avrupa’nın enerji bağımlılıklarını yeniden düzenledi. Yaptırım rejimlerini büyüttü. Savunma sanayii yatırımlarını hızlandırdı. NATO için ayrılan ulusal bütçelerdeki payı artırdı. Dahası, Avrupa’nın savaş ekonomisi mantığına geri dönmesine yol açtı.
Bugün Avrupa’nın “2030’a kadar savunma hazırlığını artırma” hedefinin arkasındaki temel gerekçelerden biri hâlâ Ukrayna’dır. Yani savaş haberlerde görünürlüğünü kaybetmiş olabilir. Ama Avrupa’nın bütçelerinde kaybolmadı. NATO planlamasında kaybolmadı. Savunma sanayii yatırımlarında kaybolmadı. Rusya’ya yönelik yaptırımlarda kaybolmadı. Askerî doktrinlerde kaybolmadı.
Evet, dünyada Ukrayna savaşına yönelik bir tür psikolojik yorgunluk oluştu. Zaten dört yılı aşan bir savaşın sürekli manşet olması mümkün değil. Fakat stratejik gerçeklik, medya döngüsüne göre değişmiyor. Rusya hâlâ Ukrayna’nın enerji altyapısını hedef alıyor. Ukrayna hâlâ Rusya’nın askeri ve enerji kapasitesine saldırıyla karşılık veriyor. Rusya’nın Karadeniz’deki altyapısı ve Ukrayna’nın tahıl ihracatı hâlâ küresel gıda güvenliğiyle bağlantılı.
Dahası, savaşın etkileri Ukrayna sınırlarını çoktan aştı. Rusya’nın NATO ülkelerinin hava sahasına yönelik ihlalleri, siber saldırılar ve sabotaj faaliyetleri Avrupa güvenlik mimarisinin artık yalnızca Ukrayna cephesinde sınanmadığını gösteriyor.
Başka bir ifadeyle: Ukrayna savaşı bir savaş alanından çoktan çıktı; bir sistem değişimi alanına dönüştü. Hürmüz bize yanlış soruyu sorduruyor. Bugün “Hürmüz mü daha önemli, Ukrayna mı?” diye soruyoruz. Yanlış soru.
Doğru soru şu: Hürmüz ve Ukrayna aynı anda yaşanabiliyorsa, küresel sistem ne kadar kırılgan hâle geldi?
İşte gerçek sürpriz burada. Bir tarafta Avrupa’nın doğusunda konvansiyonel savaş, diğer tarafta Orta Doğu’da enerji ve deniz ticareti krizi var. İkisinin ortasında yaptırımlar, enerji güvenliği, savunma sanayii, gıda güvenliği, kritik altyapılar, siber savaş ve büyük güç rekabeti bulunuyor. Üstelik bunların hepsi birbirine bağlanıyor. Ukrayna’daki savaş Rusya’nın petrol ve gaz gelirlerini, Avrupa’nın enerji politikasını ve küresel tahıl piyasalarını etkiliyor. Hürmüz’deki savaş enerji fiyatlarını ve deniz taşımacılığını etkiliyor. Enerji fiyatları savunma bütçelerini, enflasyonu ve siyasi istikrarı etkiliyor. Savunma bütçeleri ise büyük güç rekabetinin geleceğini belirliyor.
Sistem artık birbirine bağlı krizlerden oluşuyor. Bu nedenle Ukrayna’yı unutmak lüks değil, stratejik hata. Hürmüz’de ateşkes sağlanabilir. Petrol akışı yeniden başlayabilir. Tankerler tekrar boğazdan geçebilir. Piyasalar sakinleşebilir. Ama Ukrayna savaşının ortaya çıkardığı yapısal meseleler ortadan kalkmayacak.
Dünyanın bundan sonra nasıl bir uluslararası sistemde yaşayacağı sorusu hâlâ masada. Kurallara dayalı bir sistem mi? Yoksa güçlü devletlerin askerî, ekonomik ve teknolojik kapasiteleriyle nüfuz alanlarını yeniden belirlediği bir sistem mi?
Şu durum artık netleşti: 2022’den beri Ukrayna’da savaşan yalnızca Rusya ve Ukrayna değildir. Bir anlamda eski dünya ile yeni dünya savaşmaktadır. Hürmüz Boğazı’ndaki çatışma bugün bütün kameraları üzerine çevirmiş olabilir. Fakat yarının dünyasını şekillendiren savaş hâlâ Ukrayna’dadır. Çünkü Hürmüz bize petrolün ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Ukrayna ise düzenin ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor. Ve petrol yeniden akmaya başladığında Hürmüz krizinin manşetleri kaybolabilir. Ama uluslararası sistem bir kez değiştiğinde, eski haline dönmesi çok daha zordur. Bu yüzden Ukrayna savaşını unutmamalıyız. Çünkü mesele artık Ukrayna’nın nerede biteceği değil. Ukrayna’dan sonra dünyanın nerede başlayacağıdır.
