İran, Türk Devletleri Teşkilatının Bir Parçası Olabilir Mi?

Malum olduğu üzere şu anda dünyanın en çok konuşulan ülkesi İran’dır. Bundan dolayı konuyla ilgili analizler yapılmakta, raporlar hazırlanmakta çeşitli mecralarda yazılar kaleme alınmaktadır. Bu analizlerden birisi de geçtiğimiz günlerde Akademik Araştırma Enstitüsü’nün resmi internet sitesinde Prof. Dr. Gökçe Yükselen Peler tarafından kaleme alınan “Türk Devletleri Teşkilatı ve İran” başlıklı yazıdır. Akademik çalışmalarını yakından takip ettiğim ve şahsını sevip saydığım, alanında uzman olan Prof. Dr. Gökçe Yükselen Peler hocamız bu yazısında İran hakkında ilginç bir bakış açısı ortaya koymuştur. Fakat şunu söylemem gerekir ki bu yazıda katılmadığım bazı kısımlar vardır. Hocamızdan özür dileyerek, haddim olmasa da bu meseleye dair düşüncelerimi yine Akademik Araştırma Enstitüsü vasıtasıyla sizlerle paylaşmak istedim. Gökçe hocanın İran’ın Türk Devletleri Teşkilatına üye olarak katılması meselesini irdeleyen yazısında, katılmadığım kısımları paragraf paragraf ele alarak neden katılmadığımı anlatmaya çalışacağım. Takdir, elbette siz değerli okuyucularımızındır…

Gökçe Hoca, yazının birinci kısmında genel olarak günümüzde İran meselesinde yaşananlar ve yazının konusuyla ilgili bilgiler vermektedir. Türk Devletleri Teşkilatı hakkında genel bilgilerin verildiği ikinci paragrafın sonunda Macaristan’ı örnek vererek, bünyesinde Türk nüfus barındıran Romanya ve Bulgaristan’ın da teşkilata dâhil edilmesi için yollar bulunması gerektiğini ifade etmektedir. Konuya Gökçe hocanın baktığı açıdan bakacak olursak Romanya ile komşu olan Moldova ve Ukrayna’yı da teşkilata dâhil edebiliriz. Aynı şekilde, her ne kadar sayıları az olsa da Yunanistan ve diğer Balkan devletlerindeki Türk topluluklarını da hesaba katarsak bu haritayı genişletebiliriz. Yine doğuya doğru gittiğimizde, Ruslardan sonra en büyük etnik Türk nüfusuna sahip olan Rusya’yı da teşkilata dâhil etmemiz gerekebilir! Kısacası, Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar birçok devlette az veya çok Türk nüfusu vardır. Bu bakış açısıyla teşkilata içinde Türk nüfusu barındıran diğer tüm ülkeler de gözlemci olarak alınabilir. Fakat maalesef bu durum bize faydadan çok zarar getirir. Çünkü bünyesinde Türk nüfus barındıran devletler, Türk devleti niteliği taşımamakta, Türk milletinin gelecek için kurduğu hayallerin ve ufkun bir parçası olmamakta ve hatta pek çoğu Türk milletine ve Türk devletlerine karşı düşmanca tavırlar içinde bulunmaktadır. İran ve Rusya başta olmak üzere Türk nüfusu bünyesinde barındıran devletlerin Türklere karşı izlemiş oldukları politikalara bakıldığında bu devletlerin durumu net şekilde ortaya çıkmaktadır. Yani içinde Türk nüfusu barındıran her devletin Türk Devletleri Teşkilatına üye olma potansiyeli taşıdığı ve bu potansiyeli kullanmanın da Türk milletine faydalı olacağı düşüncesi kanaatimce yanlıştır ve zaten bu devletlerin de böyle bir hedefinin olmadığını söylemek mümkündür. Ancak Gökçe hocanın yazısının birçok yerinde belirttiği Macaristan örneğinde durum tamamen farklıdır. Macaristan, çok uzun süredir bilerek ve isteyerek; bilinçli bir dış politika tercihi ortaya koymuş, Türk devletleri ile aynı tarihsel düzlemden geldiklerini ifade etmiş ve kendi kaderini Türk devletlerinin kaderi ile bir tutarak Türk Devletleri Teşkilatının üyesi olmak için mücadele etmiştir. Bu manada Macaristan örneğini diğer örneklerden ayıran en somut özelliklerden biri de Macaristan’ın tarihsel anlamda kendini Türk olarak kabul etmesidir. Macaristan, içerisinde Türklerin de yaşadığı ülkelerden herhangi biri değildir; Türklerin Avrupa’da kurmuş oldukları devletlerin bugünkü temsilcisidir. Macaristan hakkında yapmış olduğum bu yorum, benim şahsi kanaatlerim değil, doğrudan Macaristan devletinin resmi dış politika söyleminin bir tekrarından ibarettir.  

Yazının sonraki paragraflarında Gökçe hoca, Türk Devletleri Teşkilatının bulunduğu coğrafyayı işaret ederek bu hattın İran üzerinden birleşebileceğinden bahsetmektedir. Aynı şekilde İran’da tarih boyunca Türk varlığının bulunduğunu ve bir dönem İran’ın bir Türk devleti olduğunu vurgulayarak, pekâlâ Türkistan ile Türkiye arasında İran üzerinden bağlantı sağlanabileceğini ifade etmektedir. Hocanın bu düşüncesi oldukça olumlu olup gerçekleşmesi hâlinde herkes için gerçekten güzel sonuçlar doğurabilecek bir konudur. Fakat maalesef bunun gerçekte bir karşılığının olmayacağı kanaatindeyim. Bunun sebebini ise bizzat İran’ın tutumunda görüyorum. Çünkü bırakın Türkiye ile Türk devletleri arasındaki kara bağlantısının İran üzerinden sağlanmasını, hatırlanacağı üzere Türk devletlerinin Hazar üzerinden geçen ve İran’la doğrudan ilgisi olmayan Zengezur Koridoru’na bile İran karşı çıkmaktadır. Bu sebeple Ermenistan’a dahi baskı uygulamakta, konunun doğrudan muhatabı olan Ermenistan’dan bile daha sert politikalar ortaya koymaktadır. Türkiye ve Azerbaycan’ın tüm çağrılarına rağmen Zengezur Koridoru’na katılmak bir yana, Zengezur’da bizzat konsolosluk açarak bu sürece karşı durmuştur. Bu tutumu nedeniyle Karabağ işgaline ve bu işgalin devamına dolaylı ve doğrudan destek vermiştir. Elindeki imkânları kullanarak Azerbaycan’ın Karabağ operasyonuna karşı çıkmış; hem askerî hem de siyasi düzlemde, Türk dünyasını birleştirecek bu koridora karşı olduğunu defalarca dile getirmiştir.

Gökçe Hoca, yazısının bir kısmında İran’daki Türklere de değinmektedir. Hoca, İran’da bulunan ve oldukça yüksek sayılara ulaşan Türk nüfusunun bu süreçte önemli bir köprü olacağını belirtmektedir. İran’ın teşkilata katılmasının, orada yaşayan Türkler açısından da olumlu olacağı görüşünü savunmaktadır. Yukarıda da ifade ettiğim gibi bu noktada hocamız haklıdır. Ancak söz konusu olan ülke İran’dır; zira İran, her seferinde kendi bünyesindeki Türkleri baskı, hakaret ve zulümle bastırmaya çalışan onları kendi rejimi için büyük bir tehdit olarak gören bir devlettir. Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ın dahi iki kelime Türkçe şiir söylemesine tahammül edemeyen bir İran’ın, sınırları içindeki Türklere karşı ne derece olumlu politikalar ortaya koyabileceği aşağı yukarı bellidir. İran, tüm gücüyle bünyesindeki Türkleri Türk dünyasından ayırmaya ve Türk devletleri arasındaki bağları zayıflatmaya çalışan bir ülkedir, kendi eli ile vatandaşı olan Türkleri Türk dünyası ile bütünleştirmeyeceği açık bir şekilde ortadadır. Varlığını Türk karşıtlığı üzerinden sürdüren bir İran’ın bu teşkilata nasıl katılabileceği ciddi bir soru işaretidir. Kaldı ki İran, teşkilata üye olmayı bir kenara bırakın, teşkilat içerisindeki devletlerin bağlarını zayıflatmaya yönelik adımlar atmaktadır. Bunu, son zamanlarda Türkiye’de Azerbaycan aleyhine yürütülen kara propagandaların başında İran’a yakın kişi ve kurumların bulunmasından da görmek mümkündür.

Hatta İran’ın kendi bünyesindeki Türk milletine yönelik tutumu, 2022 yılında Özbekistan’ın Semerkant şehrinde gerçekleştirilen Türk Devletleri Teşkilatı Devlet Başkanları Zirvesi’nde de bizzat Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev tarafından dile getirilmiştir:

“Genç neslin yaşadıkları ülkelerde kendi ana dillerinde eğitim alma olanakları olmalıdır. Maalesef Azerbaycan sınırları dışında yaşayan 40 milyon Azerbaycanlının büyük çoğunluğu bu olanaklardan yoksundur. Türk devletlerinin dışında yaşayan soydaşlarımızın ana dillerinde eğitim almaları daima teşkilatımızın gündeminde olmalıdır. Bu yönde gerekli adımlar atılmalıdır. Azerbaycan, yurt dışında yaşayan Azerbaycanlıların hak ve özgürlüklerinin, güvenliklerinin sağlanmasına özel önem vermektedir. Biz, kaderin hükmüyle Azerbaycan’dan ayrı düşen soydaşlarımızın dilimizi, kültürümüzü, geleneklerimizi korumaları, tarihî vatanlarıyla bağlarını hiçbir zaman koparmamaları için çabalarımızı sürdüreceğiz.”

Yine aynı zirvede Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev:

“Türk dünyasının coğrafi sınırları daha geniştir. Türk Devletleri Teşkilatı üyesi ülkelerin dışında yaşayan soydaşlarımızın haklarının, güvenliklerinin ve millî kimliklerinin korunması, asimile olmamaları gibi konuların artık teşkilatımız bünyesinde her zaman önem verilmesi gerektiğini düşünüyorum.” şeklinde konuşarak, Türk Devletleri Teşkilatının Türk devletleri dışında kalan Türk topluluklarına bakışını ortaya koymuştur.”

Netice olarak, yukarıda sıralanan tüm meseleler bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirildiğinde, İran’ın Türk Devletleri Teşkilatına üyeliğinin, en azından mevcut rejim devam ettiği sürece, olumlu sonuçlar doğuracağını ve böyle bir üyeliğin mümkün olmayacağını düşünmüyorum. Macaristan’dan farklı olarak İran’ı yöneten Molla Rejimi kendilerini Türk Dünyası ailesinden değil, eski Pers devletlerinin devamı olarak görüyorlar. Elbette hocamızın niyetini biz de paylaşıyoruz. Biz de milletimizin geleceği için en doğru yolun seçilmesinden yanayız; ancak bu yol, mevcut İran rejiminden geçmemektedir. Son söz olarak ifade etmek isterim ki; Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev’in de dile getirdiği gibi Türk Devletleri Teşkilatının, teşkilata üye olmayan ülkelerde yaşayan Türklerin her türlü problemi ile doğrudan ve yakından alakadar olmaları gerekmektedir. İçerisinde Türk nüfusunun yaşadığı her devletin Türk Devletleri Teşkilatına üye yapılması mümkün değildir ama bu ülkelerde yaşayan Türklerin hak ve menfaatleri konusunda her platformda mücadele etmek mümkündür.

Yazar