1. Giriş
Uluslararası ticaret hacminin büyümesi ve yabancı yatırımların artması, farklı devletlere mensup gerçek ve tüzel kişiler arasındaki ekonomik ilişkileri derinleştirmekte; buna bağlı olarak hukuki uyuşmazlıkların sayısı da giderek çoğalmaktadır. Söz konusu uyuşmazlıkların devlet mahkemelerinde çözülmesi her zaman tarafların beklentilerini karşılayamamaktadır. Bu nedenle uluslararası ticari ilişkilerde ortaya çıkan uyuşmazlıklarda, alternatif çözüm yöntemlerine başvurulduğu görülmektedir. Özellikle esnekliği, hızı ve tarafsızlığı ile öne çıkan milletlerarası tahkim bu yöntemlerin başında gelmektedir (Çataklı, 2017, s.1).
Günümüzde giderek büyüyen uluslararası ticaret hacminden daha fazla pay almak ve yabancı yatırımları ülkeye çekmek amacıyla Türkiye de tahkim yargılaması alanında önemli hukuki ve kurumsal adımlar atmaktadır. Nitekim Adalet Bakanlığı tarafından yayımlanan 2025-2029 Yargı Reformu Strateji Belgesi ile yetkililerin kamuoyuna yansıyan açıklamalarında alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin güçlendirilmesi, hukuki öngörülebilirliğin artırılması ve yatırımcı dostu bir hukuki altyapının tesis edilmesi hedefleri öne çıkmaktadır (Adalet Bakanlığı, 2025a, 2025b; Anadolu Ajansı, 2026).
Uluslararası ticari ilişkilerin giderek globalleşmesi sonucu ortaya çıkan mevcut durum ülkemizde tahkim yargılamasının tekrar gözden geçirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Bu çalışmada milletlerarası tahkimin kavramsal çerçevesi, işleyişi, tarihsel arka planı ve türleri ele alınmakta; ardından Türk hukukunda tahkim yargılamasının denetlenmesine ilişkin mevcut düzenlemeler incelenmektedir. Son bölümde ise Türkiye’deki milletlerarası tahkim yargılamasının iyileştirilmesine yönelik değerlendirme ve öneriler sunulmaktadır.
2. Tahkim Kavramı ve Özellikleri
Tahkim kurumunun işlevini ve günümüzdeki önemini kavrayabilmek için öncelikle kavramsal çerçevesinin ve sağladığı avantajların ortaya konulması gerekmektedir. Bu bölümde tahkimin hukuki tanımı ve temel nitelikleri ele alınmakta; ardından uluslararası alanda tercih edilmesinin ardındaki sebepler incelenmektedir.
2.1. Tahkimin Tanımı
Modern hukuk sisteminde taraflar arasında yaşanan hukuki uyuşmazlıklar millet adına bağımsız mahkemeler tarafından yapılan yargılamalar ile çözüme kavuşturulur. Ancak özellikle uzayan dava süreleri, tarafların yargılama sonucundan bekledikleri neticeye zamanında ulaşamamalarına neden olmaktadır. Bu durum ise insanların tahkim gibi alternatif çözüm yollarına başvurmalarına neden olmuştur. Tahkim; tarafların sözleşmeden ya da aralarındaki hukuki ilişkiden doğan veya doğması muhtemel uyuşmazlıkların tamamını ya da bir kısmını mahkeme yerine hakem veya hakem kurulu aracılığıyla çözmeyi kararlaştırdıkları bir uyuşmazlık çözüm yöntemidir (Hukuk Muhakemeleri Kanunu, 2011, m. 412; Milletlerarası Tahkim Kanunu, 2001, m. 4; Çataklı, 2017, s. 3).
Milli ve milletlerarası tahkim arasında yapı ve işleyiş bakımından bazı farklılıklar bulunmakla birlikte söz konusu tanım her iki tahkim türünü de kapsamaktadır. Milletlerarası tahkim, özellikle yabancılık unsuru taşıyan hukuki ilişkilerden kaynaklanan uyuşmazlıklarda tercih edilmektedir. Sanayileşme sonucunda artan ve giderek karmaşık bir yapıya sahip olan ticari faaliyetler sonucu ortaya çıkan ihtilaflar, tarafları farklı çözüm arayışlarına yöneltmiştir. Milletlerarası tahkim, üçüncü bölümde incelendiği üzere, söz konusu çözüm ihtiyacının bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bu kapsamda uluslararası ticaret sözleşmeleri, enerji projeleri, uluslararası inşaat ve altyapı projeleri, uluslararası taşımacılık faaliyetleri, yabancı yatırım uyuşmazlıkları ile imtiyaz sözleşmelerinden doğan ihtilaflar, milletlerarası tahkime en sık konu olan uyuşmazlıklar arasında yer almaktadır.
2.2. Milletlerarası Tahkimin Avantajları ve Dezavantajları
Milletlerarası tahkim, özellikle uluslararası ticari ilişkilerde sağladığı çeşitli avantajlar nedeniyle sıklıkla tercih edilmektedir. Örneğin milletlerarası tahkimin devlet yargısına göre daha hızlı sonuçlanması ve ticari sırların korunmasına imkân sağlayan gizlilik ilkesi, tarafları bu yola yönelten başlıca nedenler arasındadır. Ayrıca uyuşmazlığın alanında uzman hakemler tarafından çözümlenmesi ve uluslararası ticaret çevreleri ile yabancı yatırımcıların devlet yargısının tarafsızlığı konusunda duydukları çekinceler, tahkim yargılamasını cazip hâle getirmektedir (Aydoğan, 2002, ss. 3-4). Tüm bu etkenler, uluslararası ticaret ve yatırım çevrelerinde uyuşmazlıkların çözümü noktasında milletlerarası tahkimin tercih edilmesinde rol oynamaktadır.
Bütün bu avantajlarına karşın hakem ücretleri, tahkim merkezlerinin idari masrafları, bilirkişi ve tercüman giderleri ile vekâlet ücretleri, tahkim yargılamasının maliyetli olmasına neden olmaktadır. Tahkimde görülen uyuşmazlıkların karmaşık yapısı nedeniyle yargılamanın uzaması ise tahkimin hızlı ve ekonomik bir çözüm yöntemi olma özelliğini zayıflatabilmektedir (Ertürk, 2014). Ayrıca hakem kararlarının esas bakımından kanun yolu denetimine tabi olmaması tahkimin sürat ve kesinlik özelliklerini güçlendirmekle birlikte, hakemlerin olası maddi veya hukuki hatalarının geniş kapsamlı bir kanun yolu incelemesine konu edilememesi nedeniyle eleştirilmektedir (Mesci & Esen, 2021). Söz konusu dezavantajları sebebiyle milletlerarası tahkim yargısı taraflar için zaman zaman çekinceli bir yargı yolu olarak görülmektedir.
3. Tahkimin Tarihsel Gelişimi
Tahkim yargılamasının günümüzdeki yapısını ve işlevinin daha iyi anlaşılabilmesi için tarihsel gelişim sürecinin incelenmesi gerekmektedir. Bu bölümde tahkimin hem dünya hukuk tarihindeki gelişimi hem de Türk hukukundaki düzenlenme süreci ele alınacaktır.
3.1. Dünyada ve Türk Hukukunda Tahkimin Gelişimi
Tahkim yargılamasının kökleri oldukça eski dönemlere uzanmaktadır. Batı hukukunda Roma hukukundan itibaren tahkim uygulamalarına rastlanmakta; 13. yüzyılda İngiliz tüccarlarının kurdukları kasaba mahkemeleri ise kurumsal tahkim merkezlerinin ilk örnekleri arasında gösterilmektedir (Aydoğan, 2002, s. 5; Köseoğlu, 2015, s. 15). İlerleyen süreçte ise Sanayi İnkılabı sonrasında uluslararası ticaret hacminde yaşanan artış, tahkim kurumuna olan ihtiyacın artmasına zemin hazırlamıştır. Bu gelişmeler sonucunda tahkim giderek kurumsallaşmış ve milletlerarası uyuşmazlıkların çözümünde önemli bir uyuşmazlık çözüm yöntemi hâline gelmiştir.
Türk hukukunda ise tahkime ilişkin ilk düzenlemeler Osmanlı Devleti döneminde 1850 yılında çıkarılan Kanunname-i Ticaret’te yer almaktadır (Değirmencioğlu, 2021, s. 5). Ayrıca Mecelle’nin “Kitabü’l-Kazâ” kısmının 1841-1851. maddelerinde tahkime ilişkin hükümler yer aldığı görülmektedir (Köseoğlu, 2015, s. 17). Cumhuriyet döneminde ise 1927 yılında kabul edilen 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile tahkim kurumu modern bir çerçeveye kavuşmuştur. İlerleyen süreçte bu kanun yürürlükten kaldırılarak 2011 yılında 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) kabul edilmiş ve tahkim yargılaması yeniden düzenlenmiştir. 1999 yılında Anayasada yapılan bir değişiklik neticesinde milli ve milletlerarası tahkim yargısı anayasal güvence altına alınmıştır (Taşkan, 2023, s. 51). Bunlarla birlikte milletlerarası tahkime ilişkin hükümleri özel olarak düzenlemek amacıyla ise 2001 yılında 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu (MTK) yürürlüğe konulmuştur (Değirmencioğlu, 2021, s. 5).
Türkiye, milletlerarası tahkim açısından iç hukukunda yaptığı düzenlemelerle birlikte milletlerarası tahkim alanındaki temel uluslararası sözleşmelere de taraftır. Bunlar arasında en önemli düzenleme, yabancı hakem kararlarının tanınması ve tenfizine ilişkin ortak kurallar getiren 1958 tarihli New York Sözleşmesi’dir. Yine Türkiye, Milletlerarası Ticari Hakemlik Konusundaki 1961 Tarihli Cenevre (Avrupa) Sözleşmesi’ne de taraftır. Avrupa Sözleşmesi, tahkim anlaşmalarının geçerliliğinin korunması ve tahkim anlaşması bulunan uyuşmazlıklarda devlet mahkemelerinin yargı yetkisini kullanmaması ilkelerini benimsemektedir. Ayrıca yatırım uyuşmazlıklarının çözümü bakımından büyük önem taşıyan ve yabancı yatırımcı ile ev sahibi devlet arasındaki uyuşmazlıkların çözümüne yönelik kurumsal bir yapı öngören 1965 tarihli ICSID Sözleşmesi de taraf olduğumuz bir diğer önemli sözleşmedir. Bu sözleşmelere taraf olunması, Türkiye’nin milletlerarası tahkim sistemine entegrasyonunu güçlendirmiş ve uluslararası yatırım ortamının geliştirilmesine katkı sağlamıştır (Bacanlı, 2016, s. 91).
4. Tahkim Türleri
Tahkim, uyuşmazlığın niteliğine, tarafların tercihlerine ve başvurulan hukuki rejime göre farklı biçimlerde sınıflandırılmaktadır. Bu çeşitlilik, tahkimin geniş bir uygulama alanına sahip olduğunu ortaya koymakta; hangi tür tahkimin tercih edileceği ise tarafların ihtiyaçları, uyuşmazlığın konusu ve hukuki çerçeve gözetilerek belirlenmektedir. Bu bölümde tahkim türleri milli-milletlerarası, ad hoc-kurumsal, ticari-yatırım ve zorunlu-ihtiyari tahkim başlıkları çerçevesinde ele alınmaktadır.
4.1. Milli ve Milletlerarası Tahkim
Milli tahkim; yabancılık unsuru içermeyen ve tahkim yeri Türkiye olarak belirlenen uyuşmazlıkların çözümünde başvurulan tahkim yoludur (HMK, 2011, m. 407; Hukuk ve Mevzuat Genel Müdürlüğü, 2026, s. 7). Milletlerarası tahkim ise uluslararası ticaret veya yabancı yatırımlar neticesinde doğmuş veya doğabilecek uyuşmazlıkların çözümünde başvurulan tahkim yoludur (HMGM, 2026, s. 7).
4.2. Ad Hoc ve Kurumsal Tahkim
Ad hoc tahkim, hakem veya hakem heyeti, tahkim usulü ve uygulanacak diğer kuralların taraflarca belirlendiği ve yalnızca ilgili uyuşmazlığı çözmek için oluşturulan tahkim yoludur (Değirmencioğlu, 2021, ss. 14-18). Kurumsal tahkim ise taraflar arasındaki uyuşmazlığın, belirli bir tahkim kurumunun organizasyonu altında ve o kurum tarafından önceden hazırlanmış tahkim kurallarına göre çözümlendiği bir tahkim yoludur. Kurumsal tahkimde taraflar aksine bir anlaşma yapmadıkları sürece yargılama sürecinde ilgili tahkim kurumunun usul kuralları uygulanır (Değirmencioğlu, 2021, ss. 14-18).
Kurumsal tahkimin, yargılama sürecini ayrıntılı şekilde düzenleyen kurallara ve süreci etkin biçimde yürütecek teknik ve idari altyapıya sahip olması, günümüzde daha fazla tercih edilmesine neden olmaktadır. Bu nedenle dünyada ve Türkiye’de çeşitli tahkim kurumları kurulmuştur. Uluslararası Ticaret Odası (ICC) Tahkim Mahkemesi, Londra Uluslararası Tahkim Mahkemesi (LCIA), Uluslararası Yatırım Uyuşmazlıklarının Çözüm Merkezi (ICSID) bu tahkim kurumları arasında sayılmaktadır (HMGM, 2026, s. 9). Türkiye’de ise bu kapsamda faaliyet gösteren bir kurum olarak İstanbul Tahkim Merkezi (ISTAC) yer almaktadır. ISTAC, 6570 sayılı İstanbul Tahkim Merkezi Kanunu ile 2014 yılında kurulmuştur. Merkez, yabancılık unsuru taşıyanlar da dâhil olmak üzere uyuşmazlıkların tahkim ve diğer alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleriyle çözümünü teşvik etmek amacıyla faaliyet göstermektedir (Bacanlı, 2016, s. 77).
4.3. Ticari ve Yatırım Tahkimi
Ticari tahkim, mal veya hizmet ticaretiyle uğraşan özel hukuk kişileri ile özel hukuk kişisi gibi hareket eden devlet veya devlet kuruluşları arasında ortaya çıkan ticari nitelikli uyuşmazlıkların çözümünde başvurulan bir tahkim yoludur. Bu tahkim yolunda devlet, egemenlik yetkisini kullanan bir kamu otoritesi sıfatıyla değil, özel hukuk ilişkisi içerisinde yer alan bir taraf olarak hareket etmektedir. Ticari tahkime konu uyuşmazlıklar ise tarafların özel hukuk alanındaki sözleşme yükümlülüklerini gereği gibi yerine getirmemelerinden kaynaklanmaktadır (HMGM, 2026, ss. 10-11).
Yatırım tahkimi ise yabancı yatırımcı ile ev sahibi devlet arasında yatırım faaliyetlerinden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözümünde başvurulan tahkim yoludur. Bu tahkim yolunda devlet, ticari tahkimden farklı olarak özel hukuk kişisi gibi değil, egemen kamu gücünü kullanan bir otorite sıfatıyla hareket etmektedir. Bu yolla yatırımcıların devlet müdahalelerine karşı korunması amaçlanmaktadır (HMGM, 2026, ss. 11-12).
4.4. Zorunlu ve İhtiyari Tahkim
Zorunlu tahkim, taraf iradeleri aranmaksızın, kanunen aranan şartların sağlanması ve ilgili kanunun özel hükümlerle tahkim yoluna başvurmayı zorunlu kılmasıdır. Her ne kadar tahkim yargısına kural olarak ihtiyari şekilde başvurulsa da Türk hukukunda zorunlu tahkim örnekleri de bulunmaktadır. Nitekim 3533 sayılı Kanun ile 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu bu kapsamdaki düzenlemeler arasında yer almaktadır (HMGM, 2026, ss. 12-13). İhtiyari tahkim ise tarafların aralarındaki uyuşmazlığı çözmek için olağan yargılama süreci yerine kendi iradeleriyle başvurdukları tahkim yoludur. İhtiyari tahkimde taraflar, tahkim yeri, tahkim dili, uygulanacak hukuk ve hakemlerin atanması gibi usule ilişkin hususları serbestçe belirleyebilmektedirler (Aydoğan, 2002, ss. 7-9).
5. Türk Hukukunda Milletlerarası Tahkim Yargılamasının İşleyişi ve Denetlenmesi
Milletlerarası tahkim yargılamasının daha iyi anlaşılabilmesi için iç hukukumuzda nasıl düzenlendiğinin incelenmesi yerinde olacaktır. Çünkü tahkim yargılaması kendine özgü kurallara tabi bir çözüm yolu olması sebebiyle mahkemelerce yürütülen olağan yargılama süreçlerinden ayrılmaktadır. Ayrıca tahkim yargılaması sonucunda verilen kararlar taraflar açısından bağlayıcı olmakla birlikte, bu kararların sınırlı bir yargısal denetimden geçirilmesi hukuk güvenliğinin sağlanması bakımından önem arz etmektedir. Türk hukukunda bu denetim esas itibarıyla iptal davası aracılığıyla gerçekleştirilmekte; iptal davaları sonucunda verilen kararlar ise Yargıtay denetimine tabi tutulmaktadır. Bu bölümde Türk hukuk sisteminde tahkimin işleyişi, denetim yolları ve uygulamada karşılaşılan sorunlar incelenmektedir.
5.1. Milletlerarası Tahkim Yargılamasının İşleyişi
4686 sayılı MTK ile milletlerarası tahkime ilişkin usul ve esaslar düzenlenmiştir. Söz konusu kanun, yabancılık unsuru taşıyan ve tahkim yerinin Türkiye olarak belirlendiği veya bu Kanun hükümlerinin taraflar ya da hakem veya hakem kurulunca seçildiği uyuşmazlıklar hakkında uygulanır (MTK, 2001, m.1). Yürürlükteki hukuk sistemimizde Milletlerarası tahkim yargılamasının ilk aşamasını tahkim anlaşması oluşturur. Tahkim anlaşması, tarafların mevcut veya ileride doğabilecek uyuşmazlıklarını devlet mahkemeleri yerine hakemler aracılığıyla çözmeyi kabul ettikleri hukuki bir sözleşmedir. Bu anlaşma, asıl sözleşmeye konulan bir tahkim şartı şeklinde düzenlenebileceği gibi bağımsız bir şekilde de yapılabilir. Türk Hukukunda tahkim anlaşmasının yazılı şekilde yapılması zorunludur (MTK, 2001, m. 4).
Geçerli bir tahkim anlaşmasının kurulmasının ardından hakem veya hakem kurulunun oluşturulması aşamasına geçilir. Taraflar hakem sayısını ve seçilme usulünü serbestçe belirleyebilirler. Uygulamada uyuşmazlığın niteliğine göre tek hakem veya üç hakemden oluşan bir hakem kurulu tercih edilmektedir. Tarafların hakem seçimi konusunda anlaşamamaları hâlinde kanunda öngörülen usuller uygulanır ve gerekli durumlarda görevli mahkeme hakem atamasını gerçekleştirir (MTK, 2001, m. 7). Hakem heyetinin oluşturulmasının ardından yargılamanın usulüne ilişkin hazırlık işlemleri tamamlanır. Taraflar, uygulanacak usul kurallarını serbestçe belirleyebilir; aksi halde hakem kurulu, kanunun hükümleri çerçevesinde yargılamayı yürütür (MTK, 2001, m. 8).
Hazırlık işlemleri tamamlandıktan sonra davacı, dava dilekçesini; davalı ise cevap dilekçesini hakem veya hakem kuruluna sunar. Dilekçelerde tarafların talepleri, vakıalar, hukuki dayanaklar ve deliller açıkça belirtilir. Taraflar gerekli gördükleri hâllerde iddia ve savunmalarını değiştirebilir veya genişletebilirler. Ancak bu değişikliğin yargılamayı gereksiz yere uzatmaması ve karşı tarafın savunma hakkını zedelememesi gerekir (MTK, 2001, m. 10). Bu esnek yapı sayesinde tahkim yargılaması, devlet mahkemelerindeki katı usul kurallarının yarattığı ağır işleyişin aksine daha hızlı ve etkin şekilde yürütülebilmektedir.
Milletlerarası tahkime ilişkin yargılama sürecinde delillerin sunulması ve değerlendirilmesi hakem kurulunun denetiminde gerçekleştirilir (MTK, 2001, m. 12). Deliller değerlendirilirken katı şekil kurallarından ziyade tarafların eşitliği, çelişmeli yargılama ilkesi ve adil yargılanma hakkı esas alınmaktadır. Böylece hem usul ekonomisi sağlanmakta hem de uyuşmazlığın maddi gerçeğe en uygun şekilde çözümlenmesi amaçlanmaktadır. Delillerin toplanmasının ardından hakem kurulu, uyuşmazlığın niteliğine göre duruşma yapılmasına veya dosya üzerinden inceleme yapılmasına karar verebilir. Taraflardan birinin talebi üzerine kural olarak duruşma yapılır ve taraflara iddia ve savunmalarını sözlü olarak açıklama imkânı tanınır. Duruşmalarda tanıklar ve bilirkişiler dinlenebilir, taraflar birbirlerinin beyanlarına karşı açıklamada bulunabilirler. Taraflardan birinin geçerli bir mazeret göstermeksizin duruşmaya katılmaması ise yargılamanın durmasına neden olmaz. Aksine hakem kurulu mevcut deliller üzerinden incelemeye devam ederek kararını verebilir (MTK, 2001, m. 11).
Yargılama sonunda hakem veya hakem kurulu uyuşmazlık hakkında gerekçeli kararını verir. Kararın yazılı olması, hakemler tarafından imzalanması ve kararın dayandığı hukuki gerekçeleri içermesi zorunludur (MTK, 2001, m. 14). Hakem kararları kural olarak oy çokluğu ile alınır ve taraflara tebliğ edilmesiyle birlikte hukuki sonuç doğurur. Ayrıca hakem kurulu, maddi hataların düzeltilmesi, kararın yorumlanması veya eksik kalan hususlar hakkında tamamlayıcı karar verilmesi taleplerini de belirli şartlar altında değerlendirebilir.
Hakem kararları taraflar bakımından kesin ve bağlayıcı niteliktedir. Devlet mahkemelerinde olduğu gibi istinaf veya temyiz yoluna başvurulması mümkün değildir. MTK’nın 15. maddesinde sınırlı olarak sayılan iptal sebeplerinin varlığı hâlinde görevli mahkemede iptal davası açılabilir. Tahkim anlaşmasının geçersizliği, hakem seçimine ilişkin usule uyulmaması, hakemlerin yetkilerini aşması, tarafların hukuki dinlenilme hakkının ihlali veya kararın kamu düzenine aykırı olması bu sebepler arasında yer almaktadır. Bu denetim, kararın esasını değil yalnızca usule uygunluğunu kapsamaktadır.
Sonuç olarak milletlerarası tahkim; tahkim anlaşmasının kurulmasıyla başlayan, hakemlerin seçimi, hakem heyetinin oluşturulması, dilekçelerin sunulması, delillerin değerlendirilmesi, duruşma yapılması ve hakem kararının verilmesi aşamalarından oluşan sistematik bir yargılama sürecidir. Taraf iradesini esas alan bu yapı; uzman hakemlerce yürütülmesi, usul kurallarındaki esneklik, gizlilik ilkesi ve hakem kararlarının uluslararası alanda tanınıp icra edilebilmesi sayesinde uluslararası ticari uyuşmazlıkların çözümünde güvenilir ve etkin bir yöntem olarak önemini her geçen gün artırmaktadır.
5.2. Milletlerarası Tahkim Yargılamasının Denetlenmesi
Tahkim yargılaması sonucunda verilen kararlar bağlayıcı nitelik taşımakla birlikte, devletler iç hukuklarında bu kararlara karşı çeşitli hukuki denetim yolları öngörmektedir. Bu kapsamda Türk hukukunda milletlerarası tahkim kararlarına karşı başvurulabilecek temel yol, MTK’nın 15. maddesinde düzenlenen iptal davasıdır. İptal davası; milletlerarası hakem kararlarının geçersiz kılınması amacıyla devlet mahkemelerinde açılan ve yalnızca usule ilişkin denetimi kapsayan bir yargısal denetim yoludur. Bu davada hakem kararının esasına girilmemekte; yalnızca kanunda öngörülen usule ilişkin iptal sebeplerinin bulunup bulunmadığı denetlenmektedir. Nitekim iptal davasında tahkim anlaşmasının geçerliliği, usul kurallarına uyulup uyulmadığı, hakem heyetinin usulüne uygun atanıp atanmadığı, hakemlerin yargılama yetkisine sahip olup olmadığı ve istemin tamamı hakkında karar verilip verilmediği incelenmektedir (Angın, 2019, ss. 22-23). Kanunda belirtilen sınırlı durumlarda iptal davası açılabilmesi, tarafların iradesi doğrultusunda şekillenen tahkim yargılamasına devlet mahkemelerinin müdahalesini sınırlandırmaktadır. Bununla birlikte denetimden tamamen yoksun bir tahkim yargılaması keyfiliğe ve hakkaniyetsiz verilebilecek kararlara sebep olabileceği için sınırlandırılmış bir müdahale sisteminin bulunması, Türk tahkim yargılamasına olan güveni artırmaktadır (Ersen Perçin, 2020, s.1084). Ancak kurulacak denetim sistemi tahkimin tercih edilmesinde en önemli etkenlerden biri olan hızlı yargılama avantajını engellemeyecek nitelikte olmalıdır.
Hukuk sistemimizde iptal davası yetkili bölge adliye mahkemelerinde görülmekte; bu mahkemelerin inceleme yetkisi kanunda belirlenen iptal sebepleriyle sınırlı tutulmaktadır. Bölge adliye mahkemesinin kararını yerinde bulmayan taraflar ise Yargıtay nezdinde temyiz yoluna başvurabilmektedir (MTK, 2001, m. 15). Mevcut uygulamada iptal davalarına ilişkin temyiz incelemeleri, hakem kararına konu uyuşmazlığın dayandığı sözleşme türüne göre farklı Yargıtay daireleri tarafından incelenmektedir. Bu durum, milletlerarası tahkim kararlarına ilişkin farklı ve zaman zaman birbiriyle uyuşmayan içtihatların ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktadır. Söz konusu içtihat farklılıkları ise hukuki öngörülebilirliği zayıflatmakta ve tahkim kurumuna duyulan güveni olumsuz yönde etkileyebilmektedir (Angın, 2019, ss. 32-37).
6. Sonuç ve Öneriler
Milletlerarası tahkim, taraflara hızlı, uzmanlık temelli ve esnek bir uyuşmazlık çözüm ortamı sunması sebebiyle uluslararası ticaret ve yatırım ilişkilerinde kritik bir rol üstlenmektedir. Dolayısıyla Türkiye’nin bu alandaki konumunu güçlendirebilmesi için hukuki ve kurumsal altyapısını kapsamlı biçimde geliştirmesi gerekmektedir.
Bu kapsamda ilk olarak; Yargıtay içtihatlarında birlik ve tutarlılık sağlanması amacıyla milletlerarası tahkim uyuşmazlıklarına ilişkin temyiz incelemelerinin, sözleşmenin türüne göre farklı dairelerce yürütülmesi uygulamasından vazgeçilmeli; bu alanda uzmanlaşmış tek bir Yargıtay dairesi görevlendirilmelidir. Bu düzenleme hem hukuki öngörülebilirliği artıracak hem de tahkim kurumuna duyulan güveni pekiştirecektir (Angın, 2019, s. 47). Öte yandan iptal davası ve temyiz süreçlerinin makul süre içerisinde sonuçlandırılmasına yönelik tedbirler alınmalıdır. Zira yargısal denetim süreçlerinin gereğinden fazla uzaması, tahkimin temel avantajlarından biri olan hızlı uyuşmazlık çözümü özelliğini zayıflatmakta; ayrıca taraflar açısından ticari alanda zaman ve maliyet kayıplarına yol açabilmektedir.
Uluslararası ticarette devletlerin yatırım ve ticaret merkezi olarak tercih edilmesinde, uyuşmazlıkların etkin, hızlı ve güvenilir biçimde çözülebilmesi önemli bir rol oynamaktadır. Bu nedenle milletlerarası tahkim alanındaki kurumsal kapasitenin geliştirilmesi, Türkiye’nin uluslararası yatırım ortamının güçlendirilmesine de katkı sağlayacaktır. Bu kapsamda ISTAC’ın kurumsal kapasitesinin ve uluslararası görünürlüğünün artırılması da Türkiye’nin milletlerarası tahkim alanındaki etkinliği açısından önem arz etmektedir. Bu doğrultuda yabancı yatırımcılara ve çok uluslu şirketlere yönelik tanıtım faaliyetleri güçlendirilmeli, uluslararası sözleşmelerde ISTAC tahkim şartının benimsenmesi teşvik edilmeli; yabancı hakemlerin ve tanınmış tahkim uzmanlarının ISTAC bünyesinde daha etkin rol üstlenmesi desteklenmelidir. Bunların yanı sıra üniversiteler ve barolarla iş birliği yapılarak tahkim alanında uzman kadroların yetiştirilmesine yönelik eğitim faaliyetleri artırılmalıdır (Akıncı, 2014, ss. 90-94).
İstanbul’un Avrupa, Orta Doğu, Kafkasya ve Orta Asya arasında bölgesel bir tahkim merkezi olarak konumlandırılması da stratejik bir hedef olarak belirlenmelidir. Türkiye’nin coğrafi avantajını kullanarak milletlerarası tahkimin uygulanması noktasında güvenilir, tarafsız ve hızlı bir uygulama merkezi haline gelmesi uluslararası sahadaki konumunu güçlendirecektir. Bu amaca ulaşmak için uluslararası tahkim konferansları ve sempozyumların İstanbul’da düzenlenmesi teşvik edilmeli; Türkiye’nin taraf olduğu ticaret ve yatırım anlaşmalarında İstanbul’un tahkim yeri olarak tercih edilmesine yönelik hukuki ve diplomatik girişimlerde bulunulmalıdır. Bu adımlar hayata geçirildiğinde İstanbul’un Londra, Paris, Singapur ve Cenevre gibi köklü tahkim merkezleriyle rekabet edebilme kapasitesi artacaktır (Akıncı, 2014, s. 95).
Son olarak vurgulanması gereken önemli bir husus şudur: Milletlerarası tahkim alanındaki reformların öncelikli amacı yalnızca yabancı yatırımcılara cazip bir ortam sunmak olmamalıdır. Yerli yatırımcıların ve tacirlerin çıkarları, devletin kamu yararını gözetme ve ekonomik politika belirleme kapasitesi ile ülkenin uzun vadeli kalkınma hedefleri bu reformların merkezine yerleştirilmelidir. Özellikle yatırım tahkimi alanında yabancı yatırımcıları koruyan düzenlemeler, devletin egemenlik yetkilerini orantısız biçimde kısıtlamamalıdır. Tahkim yargılamasının esnek ve serbest yapısı, adaletsizliğe ve hak kayıplarına neden olacak bir zemin yaratmamalıdır. Aksi takdirde bu düzenlemeler Türkiye’nin ekonomik ve sosyal politika uygulama kapasitesini zedeleyebilir. Netice itibarıyla milletlerarası tahkim alanında atılacak adımlar; yatırımcı güvenini pekiştirirken kamu yararını, ulusal ekonomik çıkarları ve sürdürülebilir kalkınma hedeflerini gözeten dengeli bir perspektiften şekillendirilmelidir.
Kaynakça
Adalet Bakanlığı. (2025a). 2025–2029 Yargı Reformu Stratejisi. https://pgm.adalet.gov.tr/Home/SayfaDetay/yargi-reformu-stratejisi23012025103150
Adalet Bakanlığı. (2025b). Adalet Bakanı Yılmaz Tunç Yargı Reformu Stratejisi Tanıtım Toplantısı’nda konuştu. https://www.adalet.gov.tr/adalet-bakani-yilmaz-tunc-yargi-reformu-stratejisi-tanitim-toplantisinda-konustu
Akıncı, Z. (2014). Neden İstanbul Tahkim Merkezi? Yaşar Üniversitesi E-Dergisi, 8(Özel Sayı), 79–95.
Anadolu Ajansı. (2026, 27 Nisan). Adalet Bakanı Gürlek, Ticaret ve Yatırımda Hukuki Güvence Zirvesi’nde konuştu.
Angın, B. B. (2019). Milletlerarası tahkimde hakem kararlarının iptal sebepleri (Yüksek lisans tezi, Galatasaray Üniversitesi).
Aydoğan, A. (2002). Milletlerarası Tahkim Kanunu kapsamında cereyan eden tahkim usulü (Yüksek lisans tezi, Marmara Üniversitesi).
Bacanlı, M. R. (2016). Bir alternatif uyuşmazlık çözüm yolu olarak İstanbul Tahkim ve Arabuluculuk Merkezi (ISTAC) tahkim yargılamasında delillerin ibrazı ve değerlendirilmesi. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, 22(3), 75-113.
Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği Hukuk ve Mevzuat Genel Müdürlüğü. (2026). Tahkime ilişkin temel kavramlar, düzenlemeler ve güncel gelişmeler (3. bs.).
Çataklı, A. O. (2017). Milletlerarası tahkimde tahkim anlaşmasının ayrılabilirliği ve “Kompetenz-Kompetenz” ilkesi (Yüksek lisans tezi, Hacettepe Üniversitesi).
Değirmencioğlu, M. (2021). Milletlerarası ticari tahkimde patolojik tahkim anlaşmaları ve hibrit tahkim anlaşmaları (Yüksek lisans tezi, İstanbul Ticaret Üniversitesi).
Ersen Perçin, G. (2020). MTK tahkiminde iptal davalarına ilişkin bir değerlendirme. Public and Private International Law Bulletin, 40(2), 1053-1087.
Ertürk, B. (2014). Tahkim yargılamasında süre ve masrafların azaltılmasına yönelik bazı uygulamalar. Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 16(Özel Sayı), 1595-1624.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu, Kanun No. 6100. (2011, 12 Ocak). Resmî Gazete (Sayı: 27836).
Köseoğlu, Ö. (2015). Uluslararası ticari tahkimde uyuşmazlık çözümünün uygulanacak hukuk açısından incelenmesi (Yüksek lisans tezi, İstanbul Ticaret Üniversitesi).
Mesci, B., & Esen, E. (2021). Milletlerarası ticarî uyuşmazlıkların yargısal yolla çözümünde tahkime rakip olarak milletlerarası ticaret mahkemeleri: Hollanda Ticaret Mahkemesi üzerinden bir analiz. Public and Private International Law Bulletin, 41(2), 1223-1264.
Milletlerarası Tahkim Kanunu, Kanun No. 4686. (2001, 21 Haziran). Resmî Gazete (Sayı: 24453).
Taşkan, Y. (2023). Milletlerarası tahkimde tahkim anlaşması (Yüksek lisans tezi, [ BURSA ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ).
