Varoluşsal Özerklik, Jeoekonomik Güzergâhlar ve Olası Stratejik Senaryolar Bağlamında Orta Asya Liderler Zirvesi

Orta Asya Devlet Başkanları 7. İstişare Toplantısı, Özbekistan’ın başkenti Taşkent’te, Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Tacikistan ve ilk kez tam üye olarak kabul edilen Azerbaycan’ın devlet başkanlarının katılımı ile 16 Kasım 2025 tarihinde gerçekleştirildi. Orta Asya devletleri ile Azerbaycan’ın son dönemde gerçekleştirdiği üst düzey buluşma, bölgesel siyasette giderek belirginleşen çok merkezli dönüşümün kritik bir aşamasını temsil etmektedir. Bu toplantı, yüzeyde diplomatik bir istişare gibi görünse de aslında Avrasya’nın jeopolitik dengelerinde yaşanan yapısal kırılmaların bir yansımasıdır. Bu toplantı ile Orta Asya devletleri, uzun süredir arayış içerisinde olduğu stratejik özerklik formülüne Azerbaycan’ın da eklemlenmesini sağlamış, böylece Güney Kafkasya ile Orta Asya arasında yeni bir bölgesel mimari şekillenmeye başlamıştır. Bu mimaride devletlerin dış politikaları artık yalnızca askerî ittifaklara veya ideolojik bloklara dayanmak yerine çok katmanlı ekonomik, diplomatik ve teknolojik bağlantılar üzerinden şekillenmektedir. Orta Asya devletleri gibi orta ölçekli devletler, bu çok merkezli sistemde kendi özerk alanlarını genişletme fırsatına sahip olmakla birlikte, aynı zamanda yeni bağımlılık biçimleriyle de karşı karşıyadırlar. Bu bağlamda varoluşsal özerklik, yalnızca diplomatik bağımsızlık anlamına gelmez; devletin uluslararası sistemde kendi kimliğini, kalkınma önceliklerini ve güvenlik paradigmalarını belirleme kapasitesini sürdürme iradesini ifade etmektedir. Bu kavram, yalnızca diplomatik bağımsızlığı değil, aynı zamanda stratejik karar alma yeteneğini ve büyük güç rekabeti içinde pasif bir aktör olmadan kendi yolunu belirleme becerisini de kapsamaktadır. Devletler, ontolojik güvenlik arayışıyla, kimliklerini ve varlıklarını sürdürebilmek için belirli normlara ve rutinlere bağlı kalma eğilimindedirler. Varoluşsal özerklik, devletlerin uluslararası ilişkilerdeki tutum ve davranışlarını şekillendiren temel bir faktör olarak öne çıkmaktadır.

Bu bağlamda, Azerbaycan’ın Orta Asya Devlet Başkanları Danışma Formatı’na tam üye olarak dâhil edilmesi, üç açıdan dikkat çekicidir. Birinci olarak, bu gelişme Türk devletleri arasındaki entegrasyonu kültürel romantizmden çıkarıp jeoekonomik işlevsellik üzerinden yeniden tanımlamaktadır. İkinci olarak, Orta Asya’nın kendi içindeki karar alma kapasitesi genişlerken, bölge tarihsel olarak dış güçlerin rekabet alanı olmaktan uzaklaşıp daha çok kendi iç dinamikleri ile yön belirleyen bir yapıya kavuşma çabasına girmiştir. Üçüncü olarak ise Azerbaycan, Güney Kafkasya’daki askeri ve siyasi konumunu Orta Asya yönüne doğru genişleterek stratejik derinliğini artırmakta ve Hazar merkezli bütünleşmenin ana aktörlerinden biri haline gelmektedir.

Bu yakınlaşmanın temel tetikleyicisi, kuşkusuz koridor politikalarının yeniden önem kazanmasıdır. Rusya üzerinden geçen Kuzey Koridoru’nun Ukrayna savaşı nedeniyle büyük ölçüde işlevsizleşmesi, İran üzerinden geçen Güney Koridoru’nun yaptırım baskıları altında güvenilirliğini yitirmesi, Orta Asya devletlerini Çin–Avrupa hattında tek gerçekçi seçenek olan Hazar merkezli Orta Koridor’a yöneltmiştir. Azerbaycan’ın bu hat üzerindeki jeostratejik rolü, artık sadece bir transit ülke olmanın ötesine geçmektedir. Enerji bağlantıları, dijital altyapı, liman lojistiği ve güvenlik işbirliği mekanizmaları dikkate alındığında Bakü, Orta Asya’nın dışa açılmasında eşik aktör niteliğine bürünmektedir. Bu çerçevede Avrupa’nın artan ilgisini de not etmek gerekmektedir. AB, hem enerji arz güvenliği hem de Çin’e aşırı bağımlılık riskini azaltmak amacıyla, Orta Koridor’a stratejik yatırım yapma eğilimini güçlendirmektedir. Bu durum Azerbaycan–Orta Asya hattına yeni bir bölgesel değer kazandırmakta ve Hazar geçişini Avrupa-Asya bağlantısının kritik halkası hâline getirmektedir.

Güvenlik boyutu da bu sürecin asli unsurlarındandır. Afganistan’daki belirsizliğin tetiklediği sınır güvenliği riskleri, bölgedeki radikal örgüt faaliyetleri, uyuşturucu ve insan kaçakçılığı, Orta Asya ülkelerinin risk değerlendirmelerinde giderek daha üst sıralara çıkmaktadır. Aynı zamanda iklim değişikliği kaynaklı su krizi, özellikle Tacikistan–Kırgızistan–Özbekistan üçgeninde kronik bir gerilim alanı oluşturmaktadır. Azerbaycan’ın hem savunma modernizasyonundaki ilerlemesi hem de çok taraflı diplomatik deneyimi, bu tehdit ortamında bölge ülkeleri için cazip bir güvenlik ortağı profilini güçlendirmektedir.

Azerbaycan açısından bakıldığında, bu bütünleşme süreci Güney Kafkasya’daki konumunu Avrasya’nın diğer merkezlerine doğru genişletme fırsatı sunmaktadır. Ermenistan ile yaşanan çatışmalar sonrasında oluşan yeni statüko, Bakü’yü Karabağ sonrası dönemde daha aktif bir bölgesel rol arayışına yöneltmiştir. Orta Asya ile geliştirilen bu kurumsal hat, Azerbaycan’ın hem enerji diplomasisini hem de dış politika ölçeğini büyüterek onu sadece Kafkasya’nın değil, Hazar ötesi coğrafyanın da belirleyici bir aktörü konumuna taşımaktadır.

Bununla birlikte sürecin geleceği tamamen risklerden arınmış değildir. Rusya’nın geleneksel nüfuz bölgesinde yeni türden bir bölgesel işbirliğinin ortaya çıkması Moskova tarafından dikkatle izlenmektedir. Çin, altyapı kredileri, dijital yatırımlar ve ticaret ağı üzerinden bölgede hâkim bir ekonomik rol oynamaktadır; bu nedenle Orta Koridor’un güçlenmesi Pekin’in stratejik planlamalarıyla uyumlu olduğu ölçüde ilerleyebilecektir. İran ise koridor rekabetinde dışlanma kaygısı taşımakta ve Orta Asya-Azerbaycan hattının güçlenmesini kendi bölgesel rolü açısından bir tehdit olarak görmektedir. Ayrıca Hazar geçiş maliyetleri, liman kapasitesi, demiryolu uyumsuzlukları ve dijital entegrasyon eksiklikleri orta vadede ciddi teknik sınırlılıklar yaratmaktadır.

Bu karmaşık tablo, önümüzdeki dönemde üç farklı senaryoyu mümkün kılmaktadır:

Birinci senaryo kurumsal derinleşme ve yeni bir bölgesel bloklaşma ile ilgilidir. Bu senaryoda Orta Asya ülkeleri ile Azerbaycan, koridor yatırımlarını hızlandırır, Hazar geçiş maliyetlerini azaltır ve güvenlik iş birliğini kurumsallaştırırsa bölgede yeni bir jeoekonomik blok ortaya çıkabilir. Bu durumda Orta Koridor, Çin-Avrupa hattında ciddi bir alternatif haline gelir; Orta Asya ise dış bağımlılığı sınırlayan bir stratejik özerklik kazanır.

İkinci senaryo dengeli rekabet, Rusya ve Çin’in içinde olduğu bir yumuşak entegrasyon ile ilgilidir. Bu senaryoda Rusya ve Çin’in bölgesel etki alanlarını korumak için yaptığı hamleler, iş birliğini sınırlı tutabilir. Bu durumda Orta Asya–Azerbaycan hattı varlığını sürdürür fakat derinleşemez; koridorlar gelişir ancak bölgesel bütünleşme düşük yoğunluklu kalır. Bu en olası, gerçekçi denge senaryosudur.

Üçüncü senaryo ise dış baskılar nedeniyle geri çekilme ile ilgilidir. Burada büyük güçlerin baskıları, ekonomik kısıtlar veya iç siyasi krizler nedeniyle süreç kesintiye uğrarsa Orta Asya ülkeleri yeniden Rusya ve Çin merkezli politikalara yönelir. Orta Koridor yavaşlar, Azerbaycan’ın bölgesel kapasitesi sınırlanır ve mevcut yakınlaşma geçici bir girişim olarak kalır.

Sonuç olarak, Orta Asya devletleri ile Azerbaycan’ın bir araya gelmesi, Avrasya jeopolitiğinde ortaya çıkan yeni rekabet ve iş birliği düzeninin en görünür göstergelerinden biridir. Bu gelişme, hem bölge ülkelerine daha esnek bir stratejik alan açmakta hem de Hazar merkezli yeni bir jeoekonomik mimarinin temellerini oluşturmaktadır. Sürecin kalıcı bir kurumsal yapıya dönüşüp dönüşmeyeceği ise büyük güç rekabetinin seyrine, koridor yatırımlarının teknik başarısına ve bölge içi siyasi uyumun korunmasına bağlı olacaktır. Bütün bu dinamikler, toplantıyı varoluşsal özerklik kavramı ile doğrudan ilişkilendirmektedir. Varoluşsal özerklik, devletlerin yalnızca politik tercihlerini değil, sistem içindeki konumlarını, güvenliklerini ve uzun vadeli kalkınma yönelimlerini dış baskılardan bağımsız şekilde sürdürebilme kapasitesini ifade etmektedir. Orta Asya devletleri ve Azerbaycan’ın bir araya gelmesinin ardındaki temel motivasyon, tam da bu kapasiteyi kolektif olarak inşa etme arzusudur. Yani amaç, büyük güç rekabetinin pasif nesnesi olmak yerine, bölgesel düzenin aktif öznesi hâline gelmektir. Bu toplantı, Türk dünyası içindeki koordinasyonun, ülkelerin kendi varoluşsal özerkliklerini güçlendirmek için giderek daha merkezi bir araç hâline geldiğini göstermektedir.

Yazar