Asya-Avrupa Hattında Rekabet: Yeni Ticaret Koridorları
Geçmişten günümüze uluslararası ticaret yollarını ve geçiş güzergâhlarını kontrol etmek, her devletin temel hedeflerinden biri olmuştur. Bu yolların ve güzergâhların kontrolü, o devlete büyük stratejik üstünlükler kazandırmakla beraber devlet ekonomisi için de hayati önem taşımıştır. Devletler, dün olduğu gibi bugün de çeşitli maliyetlerine katlanarak bu güzergahlarda söz sahibi olmak için uğraş vermeye devam etmektedir. Özellikle Asya ile Avrupa arasındaki ticaret ve geçiş yollarının kontrol altında tutulması, güzergâh üzerinde bulunan ve büyük devlet olmak için mücadele eden her devlet için hayati bir meseledir.
Günümüzde en çok bilinen ticaret yolu, Çin’in başlattığı ve modern İpek Yolu olarak adlandırılan “Bir Kuşak Bir Yol” projesidir. Bu projenin özellikle kara yolu kısmı, Asya ile Avrupa’yı birbirine bağlayan stratejik bir konumda bulunan Türkiye’den de geçmektedir. Ancak deniz yoluyla taşınan malların büyük çoğunluğu, Avrupa’ya ulaşmak için Süveyş Kanalı’nı kullanmaktadır. Bunun dışında son yıllarda Hindistan’ın büyüme hızında ciddi bir sıçrama yaşanmış ve Hindistan’ın Çin’e alternatif olabileceği konusunda projeler üretilmeye başlanmıştır. Hatta bazı uzmanlar Hindistan’ın yakın gelecekte ekonomik ve üretim gücü açısından Çin’i geçebileceği şeklinde yorumlarda dahi bulunmuşlardır. Söz konusu öngörülerin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği şimdilik belirsizliğini korusa da halihazırda kesin olan şey Hindistan’ın dünya siyasetindeki yerinin giderek daha da artmasıdır. Öte yandan Çin’in “Bir Kuşak Bir Yol” projesi kapsamında taşınan malların deniz yolu Süveyş Kanalı yetersiz kalmaktadır. Bu nedenle söz konusu güzergahı kullanan ya da bu güzergahtan yararlanan ülkeler -Hindistan ya da bir başka ülke- alternatif ticaret yollarına yönelmiş durumdadır.
Bu noktada iki büyük ticaret güzergâhı öne çıkmaktadır. Bunlardan ilki, Türkiye’nin de başlıca aktörlerinden biri olduğu “Kalkınma Yolu Projesi”, diğeri ise Türkiye’yi dışarıda tutmak istedikleri IMEC (Hindistan–Orta Doğu–Avrupa Ekonomik Koridoru) olarak bilinen projedir.
Bunlar arasında en kısa ve ekonomik olanı Kalkınma Yolu Projesi’dir. Bu güzergâhta, Hürmüz Boğazı üzerinden Basra Körfezi’ne giren mallar, Irak’ın Fav Limanı üzerinden demir ve kara yolu ile Türkiye’ye ulaşmaktadır. Türkiye’ye giriş noktası ise Irak’ın kuzeyindeki bölgesel yönetim sınırlarının dışında kalan, Türkmenlerin yoğun olarak yaşadığı Telafer bölgesi yakınlarındaki Ovaköy Sınır Kapısı’dır. Türkiye üzerinden de Avrupa’ya uzanan bu proje, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar’ın da katılımıyla daha da güç kazanmıştır. Bu güzergahtaki çalışmaların önemli bir kısmı tamamlanmış durumdadır.
IMEC, yani Hindistan–Orta Doğu–Avrupa Ekonomik Koridoru’na gelince; projenin mutabakat zaptı 9 Eylül 2023 tarihinde Hindistan, ABD, BAE, Suudi Arabistan, Fransa, Almanya, İtalya ve Avrupa Birliği hükümetleri arasında imzalanmıştır. Bu proje aynı zamanda Çin’in Kuşak ve Yol Projesi’ne alternatif olarak değerlendirilmektedir. Hindistan’dan başlayan bu güzergâh, Hürmüz Boğazı’na girmeden Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Ürdün ve İsrail üzerinden Yunanistan ve Avrupa’ya deniz, kara ve demir yolu ile ulaşmaktadır.
Eylül 2024’te İsrail Başbakanı Netanyahu, Birleşmiş Milletler Güvenlik Kurulu’nda yaptığı konuşmada elinde tuttuğu bir harita ile dolaylı biçimde IMEC projesine işaret ederek bunun Orta Doğu için bir fırsat olacağını ifade etmiştir. İsrail ile bazı Arap ülkeleri arasında normalleşmeyi hedefleyen İbrahim Anlaşmalarının da bu planın bir parçası olduğu değerlendirilmektedir. Türkiye’yi devre dışı bırakan bu güzergâha en büyük tepki de Türkiye’den gelmiştir.
İsrail’in bir diğer planı ise, deniz yoluyla gelen malları Akdeniz’e ulaştırmak amacıyla Süveyş Kanalı’na alternatif olarak düşünülen “Ben Gurion Kanalı” projesidir. Uzun yıllardır gündemde olan bu projeye göre, Kızıldeniz’e ulaşan malların Akabe Körfezi’nden başlayarak Gazze’ye uzanacak bir kanal aracılığıyla Akdeniz’e aktarılması hedeflenmektedir. Bu çerçevede Akabe Körfezi’nden Gazze’ye doğru bir kanal inşa edilmesi planlanmaktadır. İsrail’in Gazze’yi işgal etme ve bölge halkını buradan çıkarma planlarının arkasında da bu kanal projesinin bulunduğu yönünde değerlendirmeler yapılmaktadır.
Yukarıda ifade edildiği gibi, mevcut şartlarda Türkiye’nin de içinde bulunduğu Kalkınma Yolu Projesi en kısa ve en ekonomik güzergâh olarak öne çıkmaktadır. Üstelik projenin önemli bir kısmının tamamlanmış olması da bu yolu daha cazip hâle getirmektedir. Ancak şu anda Hürmüz Boğazı çevresinde yaşanan gelişmeler, Kalkınma Yolu Projesi’ni de risk altına sokmaktadır. Bu durum, önümüzdeki süreçte bölgedeki güç mücadelesinin yalnızca askerî ve siyasi alanla sınırlı kalmayacağını; ticaret yolları üzerinden şekillenen yeni bir rekabet döneminin de kaçınılmaz olduğunu göstermektedir. Bütün bu sebeplerle bölgedeki gelişmelerin ticaret koridorları açısından da ele alınması ayrıca önemlidir

