Özet
Türk hukukunda anayasacılık hareketleri 1808 Sened-i İttifakla başlayıp 1839 Tanzimat ve 1856 Islahat Fermanı ile devam etmiştir. Daha sonraki süreçte bu anayasacılık hareketlerinin üzerine bina edilen 1876 Kanun-i Esasi’si hukuk tarihimizde ilk anayasa niteliğini taşımaktadır. Anayasa faaliyetlerin temelini oluşturan bu belgeler birbirini tamamlayıcı ve genişletici özelliğe sahiptir. Bu belgeler içerisinde iki dönüm noktası bulunmaktadır: Tanzimat ve Islahat Fermanı. Kanun-i Esasi’nin maddeleri incelendiğinde temelinin Tanzimat ve Islahat fermanına dayandığını görmekteyiz. Bu anlamda Islahat Fermanı Türk hukukunda anayasacılık hareketlerinin anlaşılması bakımından önemli bir yer işgal etmektedir. Bu sebeple Islahat Fermanı ile ilgili yapılan çalışmalardan yola çıkarak ortaya koyduğumuz bu derlemede Fermanın Türk hukukundaki anayasal sürece etkisini inceleyeceğiz.
Giriş
Islahat Fermanı’nı sıhhatli bir şekilde değerlendirebilmek için; ilanından önceki süreçte yaşanan gelişmelere kısaca bir göz atmak gerekir.[1] Bilindiği üzere Kırım Savaşı’nın sona ermesinin ardından barış şartlarını tespit emek maksadıyla 1856 yılında Paris’te bir konferans gerçekleşmiş ve burada kabul edilen Paris Barış Antlaşması’nın dokuzuncu maddesi gereğince Islahat Fermanı ilan edilmiştir. Bu sürece kadar yaşanan gelişmeler hem Osmanlı Tarihi hem de Türk hukuk tarihi açısından önem arz etmektedir. Osmanlı’nın son dönemlerinde savaşlarda alınan mağlubiyetler, devletin uluslararası alanda gücünün zayıflaması gibi pek çok etmen Osmanlı Devleti’nin içtimai, iktisadi ve siyasi yapısını olumsuz etkilemiştir. Tüm bu yaşananlar Osmanlı’da bir zihniyet değişimini de beraberinde getirmiştir. Bu zihniyet değişimine kaynaklık eden gelişmelerden biri de Fransız İhtilali’dir. Islahat Fermanı içerik olarak Müslüman-Gayrimüslim eşitliğinin sağlanmasına yönelik düzenlemeler içermektedir. Bu itibarla Fransız İhtilali’nin Islahat Fermanı’na en büyük etkisi eşitlik ilkesi olmuştur. Bu ilke doğrultusunda Osmanlı’nın sosyolojik yapısında ciddi değişimler yaşanmıştır.
Bunun yanında Fransız İhtilâli ile dünya siyasetinde ön plana çıkan Milliyetçilik ve Liberalizm gibi akımlar Avrupa’nın büyük bir kısmını etkilemiş, Osmanlı Devleti de bu etkilenişe reaksiyon göstermiştir. Osmanlı bu etkilenmenin olası kötü sonuçlarını bertaraf etmek için, önce Tanzimat Fermanı’nı ilân etmiş; ancak özellikle gayrimüslimlere tanınan ayrıcalıklar Avrupa tarafından yeterli görülmemiştir. Dış baskı ve yönlendirmelerle yeni ve daha kapsamlı bir düzenlemeye ihtiyaç duymuşlardır.
Kırım Harbi öncesinde yaşanan Eflak-Boğdan ayaklanması ve Macar mültecileri sorunu Osmanlı Devleti ile Rusya arasındaki ilişkilerin bozulmasına yol açmış ardından Kutsal yerler problemi ile de savaşın fitili ateşlenmiştir.[2] Islahat Fermanı’nın ilanına kadar gelen süreçte yaşanan bu gelişmeler Osmanlı Devlet adamlarının siyasi arayışlara girmesine yol açmıştır.
Islahat Fermanı’nın içeriğine etki eden bir diğer durum da dönemin milletlerarası ilişkileridir. Kırım Harbi’nde İngiltere, Fransa ve Avusturya, Rusya’ya karşı Osmanlı İmparatorluğu’nu desteklemişti.1856 Paris Konferansı öncesinde Avrupa devletleri, Osmanlı İmparatorluğu’nu Rusya’nın müdahalelerine karşı korumanın bedeli olarak ve Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupa devletleri ailesine katılmasının bir koşulu olarak Osmanlı İmparatorluğu’na birtakım şartlar ileri sürdüler. Bu şartlar Islahat Fermanı’nın esasları olarak Ali Paşa ile İstanbul’daki İngiliz ve Fransız elçileri arasında kararlaştırıldı.[3] Tüm bunlar gösteriyor ki Islahat Fermanı dış baskı sonucu çıkarılmış bir belgedir.
Islahat Fermanı’nın Hukuki Niteliği
Islahat Fermanı da Tanzimat Fermanı gibi Padişah Abdülmecid döneminde ısdar edilmiştir. Bu bakımdan hukuki nitelikleri benzerlik gösterir. Anayasacılık tarihinde iki fermanın da önemli bir yeri olmakla beraber hukuki olarak her ikisi de bir anayasa değil anayasal belgedir.
Anayasa kavramı dar-geniş anlamda ve şekli-maddi anlamda olmak üzere çeşitli sınıflandırmalara tabidir. Dar anlamda Anayasa resmi bir belge olarak anayasa metninin kendisidir, şekli anlamda anayasa olarak değerlendirilmektedir.[4] Kemal Gözler’e göre şekli anlamda Anayasa, “normlar hiyerarşisinde en üst sırayı işgal eden ve kanunlardan farklı ve daha zor usulle konulan ve değiştirilebilen hukuk kurallarının bütünüdür.” Maddi anlamda anayasa devletin temel organlarının kuruluşunu ve işleyişini düzenleyen hukuk kurallarının bütününü ifade eder. Geniş anlamda anayasa ise şekli anlamda anayasanın dışında olan yazılı olan veya olmayan bütün anayasal kurallar olarak anlaşılmaktadır. Dolayısıyla anayasanın temelde iki ayaklı bir yapısı olduğunu söyleyebiliriz. Bir ayağında; devletin temel yapısı, teşkilatlanması ve işleyişi ile ilgili konular; diğer ayağında ise, bireylerin sahip olduğu ve korunması gereken hak ve özgürlükleriyle ilgili konular yer almaktadır. Şekli anlamda anayasanın niteliklerine uymayan bazı hak ve özgürlükler ilgili düzenlemelerle anayasaya dâhil olabilir. Başka bir deyişle şekli anlamda anayasa özelliklerine uymayıp sadece maddi anlamda anayasa özelliklerini taşıyan belgelerle bazı hukuki düzenlemeler yapılabilir. İşte anayasal belge kavramı da anayasa olmamakla birlikte anayasa ile ilgili olan metinleri belirtmek için kullanılan bir tabirdir. Osmanlı döneminde bazı temel hak ve özgürlükleri düzenleyen Islahat Fermanı tam anlamıyla bir anayasa olmamakla beraber anayasal belge niteliğindedir. Kemal Gözler’e göre de Islahat Fermanı’nın hukuki biçimi monartik usullere göre misak (antlaşma) değil fermandır. Egemenliğin hükümdarın elinde olduğu bir sistemde anayasa iki farklı usulle yapılır: Ferman ve misak. Bu usullere monartik usuller denir. Ferman ve misak arasındaki hukuki farklardan bahsetmek de konunun anlaşılması bakımından önem arz etmektedir.
Misak gerek kişi ve kabileler gerekse hükümdar ile tebaa arasında gerçekleştirilen siyasi manada sözleşmedir. Bu usulde monarka eklenen ikinci bir irade söz konusudur. Bununla birlikte İslam hukukunda da misak kavramı geçer. İslam hukukunun kaynaklarından olan Kuran-ı Kerim’de ahit kelimesinin karşılığı olarak 25 farklı yerde geçmektedir. İslami anlamda misak peygamberlerin ve Müslümanların Allah’ın emir ve yasaklarına uyacaklarına dair verdikleri bir söz niteliğini taşır.[5] Özetle misak hükümdar ile karşısındakiler arasında bir anlaşma veya bir sözleşme yapılması usulüdür.
Ferman ise hükümdarın tek taraflı irade açıklamasıyla gerçekleşen bir usuldür. Hükümdar kendi iradesiyle kendi iktidarını sınırlayan bir belge yayımlar. Böylece hükümdar kendi iradesi ve otoritesi ile yürütülen devletin kurumsallaştırılması yolunda bir adım atmış olur.[6] Ferman usulü egemenliğin paylaşılması bakımından tarihte önemli bir usul olarak uygulanmıştır. Islahat Fermanı hem dini olarak ahit kavramını karşılamadığı hem de daha çok sosyal, ekonomik ve eğitim alanında düzenlemeler içerdiğinden dolayı misak kavramı yerine ferman usulüne daha çok uymaktadır. Yine Islahat Fermanı’nın hemen öncesinde gerçekleşen ve fermanın ilanında etkili olan Paris Anlaşması’na eklenen özel hüküm hukuki olarak ferman özelliğini vurgulamaktadır. Söz konusu hüküm şu şekildedir: “Padişah tebaasının durumunu düzeltmek için kendi iradesiyle ilan ettiği hattı hümayunun devletlere tebliğini uygun görmüştür. Devletler bu tebliğin kıymetini kabul ve tasdik ederler.” Uluslararası bir anlaşma ile taahhüt edilen bu hüküm Islahat Fermanı’nın hukuki niteliğini de ortaya koymaktadır.
Bütün bu değerlendirmeler ışığında şunu ortaya koymak gerekir ki Islahat Fermanı teorik olarak ferman usulü ile çıkartılmıştır. Bununla birlikte Türk hukuk tarihi içerisinde Islahat Fermanı’nın maddeleri Kanun-i Esasi’nin temelini oluşturması bakımından ve anayasanın şeklî unsurlarına haiz olmadığından anayasal belge niteliğini de taşımaktadır.
Islahat Fermanı’nda Yenilikler
Islahat Fermanı’nın ilan edilmesinde temel gerekçe olarak Müslümanlar ile Gayrimüslimler arasındaki eşitliğin sağlanması gösterilmekteydi. Ferman kendisinden önce yürürlüğe konulan Tanzimat Fermanı’nın bütün hükümlerini onaylar, tasdikler ve üzerine ek pek çok yeni düzenleme getirir. Islahat Fermanı ile getirilen yeni düzenlemelerin uygulanması hususunda “Meclis-i İcraat” adıyla yeni bir meclis kurulmuştur. Devlet erkânı (devamlı üye) ve devlet vekillerinden (tabii üye) oluşan iki yapılı meclise sadrazam başkanlık etmiştir. Meclisin toplumdaki sorunları çözüme kavuşturmak amacıyla her gün Babıali’de toplanması kararlaştırılmıştı.
Islahat Fermanı’nda genel olarak eğitim, hukuk ve din alanındaki temel hak ve özgürlükler güvence altına alınmış ve kapsamları genişletilmiştir. Gayrimüslimlere tanınan haklarla ilgili olarak Fahri Armaoğlu 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi’nde genel bir çerçeve çizmiştir: Islahat Fermanı “Temsil hakkı, ibadethaneyle ilgili bir takım kolaylıklar, kendi okullarını açma, ekonomik yükümlülük, mülk dokunulmazlığı, devlet dairelerinde memur olma hakkı, tüm tebaa arasında tam eşitliğe dayanan bir devlet yaklaşımı, ruhanî reislerin özlük haklarında bir takım düzenlemeleri içeren ve yirmi noktada Gayrimüslimlerle Müslümanlar arasında eşitliği sağlamayı amaç edinmiş bir belgedir.”
Islahat Fermanı ile Gayrimüslimlere getirilen ayrıcalıkların en kapsamlısı din alanındaki düzenlemelerdir. Osmanlı’da belli bir yerleşim merkezinde aynı mezhepten gayrimüslimlerin ikamet etmesi durumunda bu ahalinin her türlü ayin ve dini töreni açıkça yapabileceği hakkı Islahat Fermanı ile temin edilmiştir. Daha önceleri bir bölgede çoğunluğu oluşturmasa dahi Müslüman topluluğun bulunması durumunda çan çalınması ve mabet dışında açıkça ayin veya dini tören yapılmasına müsaade edilmiyordu. Yine Islahat Fermanı ile getirilen bir diğer düzenleme gayrimüslimlerin izne tabi olmadan ibadethane inşa ve imar edebilmesidir. Yeni düzenleme öncesinde gayrimüslimlerin ibadethane açabilmesi için önce kadıya başvurarak ibadethane açılmak istenen bölgenin uygun olup olmadığının tespiti gerekliydi.
Islahat Fermanı ile dini hak ve özgürlüklerle beraber eğitim alanında da pek çok yenilik getirilmiştir. Islahat Fermanı’nda “…her bir cemaati maarif ve hiref ve sanayie dair milletçe mektebler yapmağa mezun olup, fakat bu makûle mekâtib-i umûmiyenin usûl-ı tedrisi ve muallimlerinin intihâbı âzâsı taraf-ı şâhânemden mansub muhtelit bir meclis-i maarifin nezâret ve teftişi tahtında olması’’ hükmü ile gayrimüslimlerin eğitim hakkı düzenlenmiştir. Bu hükme göre her cemaat kendi dilinde eğitim yapma hakkına sahip olmakla birlikte bu eğitim kurumlarının müfredatı ve faaliyetleri merkezi hükümetin denetimine tabi tutulmuştur. Aynı maddenin devamında gayrimüslimlerin de askeri okullara alınabileceği vurgulanmıştır. Haklarda eşitlik olduğu gibi vazifelerde de eşitlik getirilmesi uygun görülmüş ve gayrimüslimlerin de bundan sonra askerlik hizmetini yerine getireceği düzenlenmiştir. Fakat gayrimüslimlere bir tercih hakkı da bırakılmış dileyenlerin mali bir bedel ödeyerek askerlik hizmetinden muaf olma imkânı tanınmıştır. Bu hükümle Gayrimüslimler ve Müslümanlar arasında her türlü eşitliği sağlayarak Osmanlılık kavramını yerleştirilmesi sağlanmaya çalışılmıştır. Ancak bu uygulama uzun süre sürdürülememiş ve 93 Harbi’nde Bulgarların ihaneti sonucu bu uygulamadan vazgeçilmiştir.
Gayrimüslimlerle eşitliğin sağlanması noktasında yapılan en önemli yenilik ise şüphesiz hukuk alanındaki düzenlemelerdir. Islahat Fermanı ile temel hak ve özgürlükleri yasa ile teminat altına alınmış birey profili var edilemeye çalışılmıştır. Birey kavramı ise Gayrimüslim-Müslüman ayrımı gözetmeksizin Osmanlılık kimliği üzerine inşa edilmek istenmiştir. Bu itibarla Islahat Fermanı ile karma mahkeme uygulamasına geçilmiştir. Müslüman ve Gayrimüslimler arasında veya farklı mezheplere mensup gayrimüslimler arasındaki ticaret ve ceza davaları karma mahkemelerde aleni olarak görülecektir. Medeni hukuk davaları ise eyalet ve sancak karma mahkemelerinde kadı huzurunda görülecektir. Bu mahkemelerde Gayrimüslimler de şahitlik yapabileceklerdir.
Islahat Fermanı ile yeni uygulamalara uygun olacak şekilde kanun ve yönetmelikler hazırlanmıştır. Çıkartılan kanunlar bütün Osmanlı ahalisine ortak olarak uygulanmıştır. Bunların yanı sıra Fransız hukukundan etkilenerek hazırlanan 1840 tarihli Ceza Kanunnamesi, 1858 Arazi Kanunnamesi, 1863 yılında Deniz Ticaret Kanunu ve1867 yılında ise Gayrimüslimlere gayrimenkul alma hakkı getiren kanun çıkarılmıştır.
Vergi hukuku alanında da önemli değişiklikler yapılmış Müslümanlar tarafından en çok tepki gösterilen yeniliklerden biri de vergide müsavemet ilkesi gereği yapılan bu değişiklik olmuştur. Söz konusu düzenlemeye göre Müslüman ve Gayrimüslim farkı gözetilmeksizin bütün Osmanlı tebaası aynı vergiye tabi tutulacaktı. Bu düzenleme ile önceden Gayrimüslimlerden alınan haraç vergisinin kaldırıldığı anlaşılmaktadır. Müslümanlar tarafından tepkiyle karşılanan bir diğer düzenleme de aynı gerekçelerle hükme alınan Gayrimüslimlerin de devlet hizmetlerinde ve memuriyetinde hak sahibi olabilmesidir. Buna ek olarak Gayrimüslimlerin siyasi alanda da temsil edilebilmesi için önemli meselelerin görüşüldüğü Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliye’de Gayrimüslimlere mecliste hazır bulunarak görüş bildirip oy kullanma hakkı verilmiştir
Bunun dışında Ferman ile işkencenin kaldırılması, keyfi olarak tutuklama yasağı, ceza yaptırımlarının yumuşatılması, Gayrimüslimlere banka ticaret ve tarım sermayesine imkân sağlanması, sermaye-i Avrupa’dan istifade edilmesi gibi düzenlemeler de getirilmiştir.
Tüm bu düzenlemeler ile yasa karşısında Osmanlı tebaasının eşitliğini sağlamak amaçlanmıştır. Yapılan düzenlemeler, daha önceleri belirli kanun ve yönetmeliklerle Gayrimüslimlere tanınan hak ve özgürlükleri tasdikleyerek kapsamını genişletici niteliktedir. Ancak Islahat Fermanı’nın getirdiği yenilikler hem Müslümanlar hem de Gayrimüslim halk tarafından tepki ile karşılanmıştır. İki gurup arasında eşitliğin sağlanması ve bu sayede Osmanlı tebaasının bir bütün olarak yapılanması amaçlanırken karşılaşılan tepkiler buna hazır olunmadığını göstermiştir.
Islahat Fermanı’na Tepkiler
Islahat Fermanı’nın ilanı ile birlikte yeni Osmanlı düzenine hem Müslümanlar tarafından hem de Gayrimüslimler tarafından tepki gösterilmiştir. Gelen tepkiler arasında en şaşırtıcı olanı ise Islahat Fermanı’ndan hemen önce ilan edilen ve muhtevası ile çıkarılış usulü benzerlik gösteren Tanzimat Fermanı’nın hazırlanmasında aktif rol oynayan Mustafa Reşit Paşa’nın eleştirileri olmuştur. Mustafa Reşit Paşa, fermana yönelik eleştirilerini padişaha bir muhtıra ile sunmuştur. Paşa, Islahat Fermanı’nı “ hainler tarafından Avrupa’ya verilen memleketi tahrip vasıtası” olarak nitelemektedir. Böylesine geniş nitelikte bir belgenin Yüksek Şurâ’da veya meşveret meclisinde gündem edilmeden kabul edilmesini eleştirmiş ve Tanzimat Fermanı ile zaten gerekli düzenlemelerin yapılmasına karşın Gayrimüslimlere gereksiz imtiyazların tanınması ile Osmanlı tebaası arasında düşmanlık ve ayrılıkların meydana gelebileceği endişelerini dile getirmiştir.
Dönemin önemli devlet adamlarından Ahmet Cevdet Paşa’da “Bazı maddelerin düzeltilmesi mümkün iken, ferman sahipleri Avrupalılara hoş görünmek için bol keseden attılar ve ehl-i İslâm nazarındaki aksi tesiri azaltmak için de bâzı maddeleri değişik sûretlerde tefsîr ettiler” diyerek fermanın Avrupa’ya şirin görünme maksadıyla kaleme alındığını vurgulayarak eleştirmiştir.
Fermana yönelik en büyük tepki Müslüman halk tarafından verilmiştir. Yıllardan beri hâkim millet konumunda olan Müslüman halk yeni düzenlemelere göre Gayrimüslimlerle aynı konuma getirilmişti. Müslüman Osmanlı tebaası hem sosyal açıdan hem de dini açıdan bu durumun uygun olmadığını düşünüyordu. Müslüman halkın dile getirdiği bazı tepkiler Cevdet Paşa tarafından kayda geçirilmişti. Bu kayıtlar Müslümanların fermanın getirdiği düzenlemelerden hoşnut olmadıklarını ortaya koymaktadır. Müslümanlara göre Islahat Fermanı’nın ilanı “âbâ ve ecdâdımızın kanıyla kazanılmış olan hukûk-ı mukaddese-i milliyemizi bu gün gâib etdik millet-i islâmiye millet-i hâkime iken böyle bir mukaddes hakdan mahrûm kaldı. Ehl-i İslâm’a bu bir ağlanacak gündü.”[7] Aynı kayıtlarda geçen bir başka ifade şu şekilde: “Bu Ferman hükmünce tebaa-i müslime ve gayrimüslime kaffe-i hukukta müsavi olmak lazım geldi. Bu ise ehl-i İslama pek ziyade dokundu.”[8] Bu tepkilerden de anlaşılacağı üzere Müslümanlar nazarında bu durum özellikle şeri hukuk bakımından sakıncalıdır.
Gayrimüslimler açısından Islahat Fermanı ilk başta oldukça memnun ediciydi. En çok rahatsızlık duyulan hüküm elbette ki Gayrimüslimlerin de askere gidecek olmasıydı fakat diğer alanlarda eşitlik fikri olumlu karşılanmıştı. Ancak Gayrimüslim din adamları endişe içerisindeydi. Bu zamana kadar Osmanlı içerisinde belli ayrıcalıklara sahip olan dini liderler eşitlik ilkesinin getirdiği düzenle ayrıcalıklarının bir kısmını kaybetmiş durumdaydı. Hoşnutsuz durumda kalan diğer bir grup ise Osmanlıda çeşitli milletlere göre daha ayrıcalıklı bir konumda olan Ortodoks Rumlarıydı. Bazı Rumlar “devlet bizi Yahudilerle beraber etti. Biz İslâm’ın üstünlüğüne razı idik”[9] diyerek bu durumdan rahatsızlıklarını ifade etmişlerdir.
Sonuç
Türk hukuk tarihi açısından Islahat Fermanı anayasacılık faaliyetlerinin gelişmesinde etkin bir rol oynamıştır. Islahat Fermanı şeklen bir anayasa hüviyetine sahip olmasa da içeriği itibariyle anayasal belge olarak kabul edilebilir. Osmanlı’nın son dönemlerinde hazırlanan anayasal belgeler (Sened-i İttifak, Tanzimat Fermanı, Islahat Fermanı) yaşanan siyasi olayların etkisinde çıkartıldığından dolayı hukukun en önemli işlevlerinden biri olan toplum huzuru ve refahını sağlamak noktasında yeterli olamamıştır. Özellikle Fransız İhtilali’nin etkisiyle ortaya çıkan milliyetçilik akımının olumsuz etkisini önlemek maksadıyla Gayrimüslimlerle Müslümanlar arasında eşitlik sağlanmak istenirken Gayrimüslimlere tanınan ayrıcalıklar toplumda huzursuzlukları arttırmıştır. Islahat Fermanı’nın ilanındaki dış baskılar da Osmanlı’nın sosyal yapısını etkileyecek uygulamalara gidilmesine yol açmıştır. Fakat bir anayasa denemesi olarak Islahat Fermanı’nın daha sonraki yıllarda hazırlanan anayasalara da temel teşkil ettiğini söylemeliyiz. Islahat Fermanı temel hak ve özgürlüklerin yasa ile teminat altına alınması noktasında da yeni hukuk düzenine bir geçiş niteliği taşır. Yine Türk hukuk tarihindeki ilk anayasa olan Kanun-i Esasi’nin içeriğine etki etmesi bakımından da Türk hukukunda incelenmesi gereken bir hukuki belgedir.
Kaynakça
Akyılmaz, G. (2019). Siyasi tarih. Seçki̇n.
Aydoğdu, N. (2020). Tanzimat dönemi türk basınında ıslahat fermanı ve siyasi vatandaşlık politikaları: eleştiri ve tepkiler. İ̇nsan ve Toplum Bi̇li̇mleri̇ Araştırmaları Dergi̇si̇ .
Erdoğan, M. (2005). Anayasal demokrasi. Si̇yasal Ki̇tabevi̇.
Armaoğlu, F. (2019). 19. yüzyıl siyasi tarihi. Kroni̇k.
Gözler, K. (2023). Anayasa hukukuna giriş. Eki̇n.
Gözler, K. (2019). Türk anayasa hukuku dersleri. Eki̇n.
Gümüş, M. (2008). Anayasal meşrûtî yönetime medhal: 1856 ıslahat fermanı’nın tam metin i̇ncelemesi . Bi̇li̇g, (47), 215-240.
Karataş, A. (2018). Osmanlı devleti̇’ni̇n anayasal ni̇teli̇kli̇ belgeleri̇nde demokrasi̇ söylemleri̇ni̇n demokrasi̇ modelleri̇ perspekti̇fi̇nden değerlendi̇ri̇lmesi̇. Journal Of İnsti̇tute Of Economi̇c Development And Soci̇al Researches, (133), 609-624.
Özhazi̇nedar, T. (2023). Tanzimat fermanı, ıslahat fermanı, adalet fermanı ve kanun-i esasi’nin tahlili. 21. Yüzyılda Eği̇ti̇m ve Toplum, 12(36), 759 – 786.
Paşa, C. (1986). Tezakir. Türk Tari̇h Kurumu.
Sakın, E. B. (2024). Uluslararası hukuk ve anayasal gelişmeler bağlamında ıslahat fermanı. Amasya Sosyal Bi̇li̇mler Araştırmaları Dergi̇si̇, 1(2), 141-156.
[1] Musa Gümüş, Anayasal Meşrûtî Yönetime Medhal: 1856 Islahat Fermanı’nın Tam Metin İncelemesi, Bilig Türk Dünyası Sosyal Bilimler Dergisi, (2008) s. 215-240
[2] Gül Akyılmaz, Siyasi Tarih, (2019) s. 200-225
[3] Tanör, Osmanlı-Türk Anayasal Gelişmeleri, op, cit, s. 78
[4] Mustafa Erdoğan, Anayasal Demokrasi, (2005), Siyasal Kitabevi
[5] Emin Berathan Sakın, Uluslararası Hukuk ve Anayasal Gelişmeler Bağlamında Islahat Fermanı, Amasya Sosyal Bilimler Araştırmaları Dergisi, (2024), s. 141-156
[6] Kemal Gözler, Anayasa Hukukuna Giriş, (2023)
[7] Cevdet Paşa, Tezakir, 1-12, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, (1986), s. 67
[8] Cevdet Paşa, Tezakir, s. 68
[9] Cevdet Paşa, Tezakir, s. 68

